7 Temmuz 2018 Cumartesi

Güney Suriye'ye ilişkin bir not

Suriye’nin güneyi ile ilgili bir yanlış anlama var. “Dera”, güneyde, silahlı muhalif-cihatçı güçlerin elindeki bölgenin tamamı değil. Suriye ordusunun şu anda bütününe hakim olduğu bölge, ele geçirmesi gereken yerin yarısından fazlası; doğudaki kısmı. Dera vilayetinin doğusu ile Süveyde'nin bazı ufak bölümlerinden oluşuyor. Esas sorun Dera'nın batıdaki parçası ve Kuneytire.

Çünkü: 1. İsrail (Golan) ile sınırdaş, İsrail ordusu sınıra kuvvet yığıp duruyor, ayrıca burada İsrail’in “maaş” verdiği silahlı militanlar bile var. 2. Kuneytire ile İsrail (Golan) arasında bir DAİŞ (IŞİD) bölgesi var; hem İsrail hem Ürdün’le sınırdaş. Saldırıya uğradığında bu devletlerden yardım görüp görmeyeceği belirsiz. DAİŞ’çilerin silahlarını bırakıp teslim olması ve otobüslerle İdlib’e nakli pek mümkün gözükmüyor. Buna en başta güneyden İdlib'e nakledilecek veya hâlihazırda İdlib'e hakim olan silahlı gruplar itiraz edecektir.

Kuneytire'de muhtemel İsrail müdahalesi hep gündemde. Bu, durumu karmaşıklaştırıyor. Rusya İsrail’le anlaştı, harekâttan hemen sonra İranlı milisler çekilecek, İsrail de karışmayacak, deniyor. Ama İsrail bu, belli olmaz. İranlı milis güçlerine Suriye ordusu üniformaları giydirildiği yollu söylentiler herhalde onları fazlasıyla huzursuz ediyordur.

Velhâsıl, Dera'nın doğusu ve Süveyde'de bazı ufak bölgelerde bulunan muhalif silahlı örgütlerin (bunların arasında Heyet Tahrir el-Şam'cılar da var) Türkiye'nin "sorumluluğundaki" İdlib'e aktarılmasına başlanacak, Suriye ordusu Ürdün'e açılan sınır kapılarını emniyete alacak, silahlı isyanın başladığı Dera'da Rusya jandarmaları güvenliği sağlayacak, eğer Kuneytire'de de kısa sürede "diplomatik" sonuç (ateşkes ve militanların nakli, yörenin Suriye ordusunun kesin denetimine geçmesi) sağlanırsa, İdlib, Türkiye'nin yeni rejiminin ilk büyük meselesi olarak ortaya gelecek.

20 Mayıs 2018 Pazar

Osman Kavala için yeni bir talep

Haksız, mesnetsiz, şaibeli ve kötü niyetli bir uygulama ile, ömründen altı ay çalınan arkadaşım Osman Kavala için yedi imzalı yeni bir açıklama yapıldı, Osman'ın serbest bırakılması veya ciddî bir iddianame ile karşımıza çıkılması istendi. İkincisinin olamayacağını biliyoruz. Çünkü Osman'ı tanıyan, ne yaptığını ettiğini ve niye yaptığını bilen o kadar çok insanız ki, kendisinin hepimizden gizli acayip suçlar işlemiş olamayacağından eminiz. Yedi imzalı açıklama şöyle:
Ülkemizde geçmişte kamusal sorumluluk taşımış ama en çok da iyi vatandaşlar olmayı önemseyen bizler, bu ülkenin haklarından yararlanma ayrıcalığıyla, ülkenin sorumluluğunu alma zorunluluğunun birbirinden ayrılamayacağına yürekten inanıyoruz. Ülkenin sorumluluğunu almanın birçok gereğinden bir tanesinin haksızlıklara dikkat çekmek ve doğrulara, gerçeklere şahitlik etmek olduğuna da inanıyoruz.

Bizlerin bir diğer ortak noktası Osman Kavala’yı uzun yıllardır tanıyor olmamız. Bizler Osman Kavala’nın saygın, mütevazi ve demokrat kişiliğinin ve yaşamının şahidiyiz.

Bizim böyle bildiğimiz Osman Kavala altı aydır cezaevinde. Bir insanı bu kadar uzun süre özgürlüğünden mahrum bırakmak için çok güçlü delillere sahip olmak gerekir. Lakin ortada bir iddianame bulunmamakta. Saygın bir kişiye yapılan bu muamele bizlerin ve toplumun vicdanını yaralamaktadır. Bir toplumun üyeleri her konuda hemfikir olmak zorunda değildir ama birbirlerinin vicdanından ve adalet mekanizmalarından umutlarını kesmeye itilmemelidir.

Ya ciddi bir iddianame ile kamuoyunun karşısına çıkılmalı ya da Osman Kavala serbest bırakılmalıdır.

Aysel Çelikel
Rakel Dink
Üstün Ergüder
Turgut Kazan
Murat Özçelik
Yücel Sayman
Ayşe Soysal

27 Nisan 2018 Cuma

İdlib’de çok-hedefli suikast dalgası

İdlib'de yeniden faili meçhul cinayetler furyası başladı.

Şam rejimi ve Rusya Suriye’nin İdlib vilayetine silahlı muhaliflerin yığıldığı geçici -çünkü bir aşamada ortadan kaldırılacak- park alanı muamelesi yapmaya başladığından beri bu vilayetten seri suikastlar eksik olmuyor. Bir ara, ABD’liler silahlı insansız hava araçlarından, Suriye ordusu çeşitli suikastçılar aracılığıyla, hasım-rakip örgütler de bombalı araçlar veya saldırı timleri kullanarak belirlenmiş “hedef” kişileri ortadan kaldırıyorlardı. Yani bu iş üç-beş koldan sürüyordu. Bu yılın Ocak ve Şubat aylarında, İdlib’teki suikastlar dizisine dair veriler derlemiş ve P24’teki yazılarımda (biri burada, öbürü şurada) aktarmıştım.

İstisnaları bulunmakla birlikte İdlib’teki suikastların çoğunun ortak özelliği, El-Kaide’den kopma, eski El-Nusra’nın çekirdeğini oluşturduğu Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) lider, komutan ve mensuplarını hedef almalarıydı. ABD’nin, fiilen etkinlik kurmadığı bir alanda, El-Kaide’ci olarak sınıflandırdığı, kendisi için potansiyel tehlike gördüğü birtakım cihatçı önderlerini “aradan” süzülüp yok etmesi, kendi açısından gayet mâkûldü. Şam, bölgede fink atan istihbaratçılarıyla, becerebildiği her durumda, buraya yığılmış cihatçılara hayatî zarar ve kalıcı hasar verecek eylemler yapıyor. Bölgedeki en çetin askerî hasım HTŞ olduğu için, onun da öncelikle bu örgütün mensuplarını hedef alması garip değildi. HTŞ’cilere yönelik suikastlarda olağan şüpheliler sıralanırken Ankara’nın da adı geçiyordu. Zira varlıklarını TSK’nın desteğine borçlu olan veya şimdilik Ankara’nın sözünden çıkmayan veya en azından şu anda birlikte hareket eden silahlı cihatçı örgütler HTŞ’nin doğrudan hasmı veya rakibi; dolayısıyla HTŞ’nin zayıflatılması Ankara’nın İdlib’teki etkinliği bakımından da faydalı. Son olarak, kimseden buyruk almaksızın da HTŞ’ye hasım/rakip cihatçı örgütlerin bu suikastlardan bir kısmını gerçekleştiriyor olması muhtemeldi.

Bu hafta ortasına kadar yatışmış görünen suikast dalgası şimdi yeniden başladı. Üstelik yalnız HTŞ önderlerini ve militanlarını da hedef almıyor. Bir gün içinde on beş kişi öldürüldü. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne (SOHR) göre, perşembe sabahından bu yana, genellikle topluca "İdlib" diye andığımız, İdlib, Halep vilayetinin batısı ve Hama'nın kuzeyinden oluşan bölgede faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin sayısı yirmi dört!

25 Mart 2018 Pazar

Efrin'de cihatçılar arası çatışma

Efrin'i TSK desteğiyle ele geçiren ÖSO grupları arasında silahı çatışma çıktığına dair haber birkaç kaynaktan geldi. Ancak çatışmanın tarafları, kesin sebebi ve meydana gelen can kaybı veya başka zayiat konusunda elde yeterli bilgi yok. Muraselon'un haberine göre, çatışanlar, Ahrar el-Şarkiye ile Hamza Tugayı örgütlerinin militanları. Yani Ankara'nın doğrudan desteklediği örgütler. Muraselon, bu iddiasını silahlı grupların yayınlarına dayandırıyor. Muraselon'a göre, çatışmada Ahrar el-Şarkiye'nin namlı komutanlarından Ebu Sekr el-Kadisiye de hayatını kaybetmiş.

Çatışmalara dair haberlerin gerçekliği konusunda şüphe yok. Ahrar el-Şarkiye militanlarının, Hamza Tugayı'ndan militanları tutsak almış, tek sıra götürürkenki, Hamza Tugayı amblemli afişleri yere atmış çiğnerkenki görüntülerini içeren videolar ortada dolaşıyor. Ancak çatışmaların nedeni ve boyutu konusunda muğlaklık hüküm sürüyor.

Kimileri, çatışmanın ganimet paylaşımı yüzünden çıktığını ileri sürüyorlar. Ancak işin temelinde daha ciddî yerel egemenlik çekişmeleri bulunması ihtimali yabana atılır gibi değil. Arap kökenli Ahrar el-Şarkiye'nin, meselâ, Raco çevresini Türkmen ağırlıklı gruplardan temizlemeye çalıştığı söyleniyor. Çatışma potansiyeli Efrin'le sınırlı da değil. "Fırat Kalkanı" bölgesinde yeralan el-Bab'ta, Türkiye'nin esas büyük müttefiki Ahrar el-Şam destekli Ahrar el-Şarkiye'nin şehirde denetimi ele geçirmeye hazırlandığı ileri sürülüyor. Şehrin bir kısmında Türkmen grupların etkisizleştirildiği, yerel Arap unsurların denetimi ele geçirdiği, hattâ TSK destekli Sultan Murad Tugayları ve Hamza Tugayı'nın bunlara karşı harekete geçmek üzere şehrin batısında mevzilendikleri iddia ediliyor. Ancak bu tür haberlerin hemen hepsi birtakım somut maksatlarla yayıldığı ve kaynaklar taraflı olduğu için, iddiaları sınama şansımız pek az. En olmayacak gibi görünenlerini eleyebiliyoruz, ötesinden emin olamıyoruz.

GÜNCELLEME: TSK'nın araya girmesiyle, yukarıda sözü geçen iki grup arasında ateşkes sağlandığı yollu haberler var. Sultan Murad Tugayı'nın duruma elkoyabildiği, Ahrar el-Şarkiye'yi, Türkmenleri de barındıran Hamza Tugayı ile anlaşmaya "ikna ettiği" de söyleniyor ki, bu örgüt zaten doğrudan Ankara'nın denetiminde.

24 Şubat 2018 Cumartesi

Cihatçılar arası savaş kızıştı • iki yazı

P24 ve Duvar'daki son iki yazım. İdlib'te başlayan ve muhtemelen Suriye'de silahlı muhalefetin henüz tutunabildiği her yere yayılacak olan cihatçılar arası savaşla ilgili: Bunların biri, "Savaş bölgesinde 'ufak işler'", öbürü "Cihatçılar arası savaşta da taraf olmaya doğru". Türkiye, hadisenin ortayerine doğru hızla ilerliyor. "Yuvarlanıyor" da diyebiliriz, ama Ankara bunu göz göre göre yapıyor gibi duruyor.

Heyet Tahrir el-Şam'ın dinî önderlerinden Filistinli el-Zübeyir el-Gazi örgütün savaşçılarına seslendi ve, "Burada Allah'ın kılıcı sizsiniz," dedi. "Allah sizi cihadına yapışmış olanlardan, hain saldırganlardan Şam'ı (Suriye) temizlemekle görevlendirdi." HTŞ'nin savaştığı öbür örgütler, Suriye Kurtuluş Cephesi adı altında birleşen Ahrar el-Şam ve Nureddin Zengi Hareketi bundan böyle "Allah'ın kılıcı"nı elinde tutan eski El-Kaide uzantısınca hain muamelesi görecekse ve "temizlenmeleri" gerekecekse, Ankara'yı epey zor bir konum bekliyor demektir.


19 Şubat 2018 Pazartesi

Devletlerin dışişleri bakanları olur

Türkiye Cumhuriyeti'nin dışişleri bakanı, bugün öğle saatlerinde, doğrudan "Suriye ile savaşırız" anlamına gelecek sözler etti. Mevlüt Çavuşoğlu, Ürdün'ün başşehri Amman'daydı ve Ürdün Başbakanı Ayman el Safadi ile düzenlediği ortak basın toplantısında kendisine, Suriye ordusunun YPG ile anlaşarak Efrin'e girebileceğine ilişkin haberler hatırlatıldı, görüşü soruldu. TC Dışişleri Bakanı, "Rejim buraya PKK ve YPG'yi temizlemek için girerse, sorun yok," dedi. "Rejim buraya PKK ve YPG'yi korumak için girerse bizi kimse durduramaz. Bu Afrin için de geçerli, Fırat'ın doğusu için de geçerli, Menbiç için de geçerli.”

Şimdilik Menbiç ve Fırat'ın doğusunu bırakalım. Çünkü konumuz Efrin de değil. Konumuz, bir devletin dış politikasının dış politikalıktan tamamen çıkması, diplomasi nedir bilmeyen, tamamen içeriye konuşan, kimseye güven vermeyen, sözüne güvenilemeyeceği, çünkü zaten hep içeriye gaz verme maksadıyla konuştuğu izlenimini sürekli yeniden üreten, ağzını açtığında yalnız tehditkâr cümleler kurabilen bir kimse tarafından temsil edilmesidir. Bugünkü dışişleri bakanı, eğer esef değilse hayret verici, gerçekten akıl almaz tavırlar içinde.

Olağan devlet işleyişinde, sert lafları siyasetçiler eder, uzlaşmaz tavırları onlar gösterir, diplomatlar, dış politika yetkilileri de, her zaman her şeyin oturulup konuşulabileceği, görüşülebileceği izlenimini verirler. Bundan maksat, daha geniş bir izlenimi yaratabilmektir: sorunu yaratanın aslında kendi devletleri olmadığını, kendilerinin konuşmaya, görüşmeye, meseleleri akıl yollarından gelerek ele almaya açık olduğunu, karşı taraf(lar), her kim(ler)se, onların sorunu yarattığını veya büyüttüğünü dünya âleme göstermektir. Dış politika veya dediğimiz şey, esasında bir nevi kendini takdim yöntemidir.

Buna ihtiyaç vardır, çünkü diplomasi bir yandan da, oturup konuşmaya niyetli ve istekli olmayan birilerinin oturup konuşarak halletmek zorunda oldukları meseleleri oturup konuşmalarını sağlama işidir. Bütün devletler sabahtan akşama, yıldan yıla, sadece kendi çıkarlarını gözetemez, çünkü birarada yaşamak için aralarında halletmeleri gereken sorunlar vardır. Aksi halde, savaş yeryüzündeki hayatın olağan şekli olur, askerî gücü yeten başka herkesi boyunduruğu altına alır, böyle yaşanırdı.

Çavuşoğlu'nun sözlerinin günlük dile tercümesi şu: gerekirse Rusya ile de, ABD ile de savaşı göze alırız, Suriye ile, ohoo, haydi haydi!.. Bu sözlerin herhangi bir inandırıcılığı var mı? Bunları işiten ciddî, aklı başında insanlar, ne yazık ki sadece Türkiye Cumhuriyeti'nin en üst düzeydeki diplomatına değil, onun mensubu olduğu organizasyona, kuruma ne gözle bakıyorlar? Hepimiz pekâlâ biliyoruz ki, en azından şu anda, isterlerse pekâlâ "durdurabilecek" olan, çünkü istediklerinde "durdurabilen" birileri var. Posta koyunca olgu değişmiyor. Ayrıca, diyelim ki, babalanacak, Çavuşoğlu, "Durumu değerlendiriyoruz. Elbette devletimiz güvenliğine ve esenliğine halel getirmeyecek her türlü tedbiri en kararlı ve gerekirse sert şekilde alacaktır," falan demedi. Tekrarlamayayım, lütfen dönüp, başta aktardığım sözlerini tekrar okuyun. Zerre kadar saygınlığı ve inandırıcılığı olmayan bir diplomasi ve dış politika faaliyetidir gidiyor...

Hâlihazırdaki dışişleri bakanı, o mevkide bulunmasını sorun etmemizi gerektiren başka özelliklerinin yanısıra, dış politika denen şeyin temellerini sarstığı için ciddî bir meseledir. Tavırları, TC'nin başkalarınca nasıl muhatap alınacağını etkiliyor. Evet, kendisi bir meseledir.

9 Şubat 2018 Cuma

İdlib: DAİŞ'çiler HTŞ'nin başına kaldı

İdlib-Batı-Güneybatı Halep-Kuzey-Kuzeydoğu Hama'yı kapsayan cihatçı bölgesindeki kuşatılmış DAİŞ bölgesi tamamen ortadan kalktı. Suriye ordusunun ele geçirdiği toprakların ortayerinde, burası tamamen kuşatılmadan alanı terk eden Heyet Tahrir el-Şam'cıların bıraktığı boşluktan DAİŞ yararlanmış, bin kilometrekareden daha büyük alanı eline geçirmişti. Suriye ordusu günlerdir burayı "kemirmekle" meşgûldü. İki gündür çok büyük ilerleme kaydetmiş, DAİŞ'çileri ufacık alana sıkıştırmıştı. Toplu imha mı olacak, sorusu doğmuştu. Bugün, ne olup bittiği tam anlaşılamadan, kuşatılmış DAİŞ'çiler kendilerine bir yol açmayı başararak veya Suriye ordusunun kaçmaları için bıraktığı yoldan geçerek, HTŞ egemenliğindeki İdlib cihatçı bölgesine geçtiler. Ve geçer geçmez HTŞ'nin ateşiyle karşılaşıp çatışmaya girdiler. Ne oldu, kendilerine görece güvenli bir yer temin edebildiler mi, sonrasında oradaki cihatçılarla biraraya gelmeyi başararak Suriye ordusuna karşı savaşmaya devam mı edecekler yoksa bu defa İdlib'in cihatçıları mı onları imha etmeye kalkışacak, henüz bilemiyoruz. Orada öyle bir savaş ortamı var ki, İdlib'in cihatçıları, bir dönem kıyasıya savaştıkları DAİŞ'çilerle biraraya da gelebilir, onları imha edebilir. DAİŞ'çilere o yolu Suriye ordusu özellikle açmış da olabilir, olmayabilir de.

Bir yandan da Rusya ve Suriye ordusunun sistematik bombardımanları sürüyor. Bugün yine Cisr el-Şuğur civarı, Eriye, Maaret el-Numan'ın batısındaki ve doğusundaki çeşitli hedefler ve Han Şeyhun bombalandı.

Bir ilginç gelişme de, DAİŞ'çiler, açtıkları veya açılan yoldan İdlib'in cihatçıların elindeki kısmına geçerken, yüz kadar HTŞ'li de Suriye ordusunun elindeki kısma baskın yaptı, Ebu el-Zuhur'a giden yolu kesti. Bu baskının gerçekleştiği yer, tam da DAİŞ'çilerin İdlib'e geçiş yolunun dibinde (haritada çift yeşil oklu).

Son olarak anılması gereken, Ankara'nın, Taftanaz'a takviye kuvvetler barındıran ikinci bir konvoy yollamış olması.

8 Şubat 2018 Perşembe

İdlib ve Hama'da üç önemli gelişme

Haritayı güncelliyorum. Çok önemli üç gelişme var. İlki, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üç defa saldırıya uğrayan ilk konvoyu El-Eys'e yerleştirdikten sonra, ikinci bir konvoyu Taftanaz'a yollaması. Oradaki hava üssüne yerleşecekler. (Taftanaz ve hava üssünü haritada El-Eys'in hemen batısında görüyorsunuz.) İkinci önemli gelişme, Kuzeydoğu Hama'da DAİŞ'in hükmettiği ufak bölgenin artık hızla yok oluşa gitmesi. Suriye ordusu çok yerden birden saldırıyor ve sonunda ne yapacaklarını kimsenin anlayamadığı DAİŞ'çileri sıkıştırıyor. Toplu imha mı olacak? Toplu intihar mı? Musul ve Rakka'dan bu yana ilk defa çok sayıda DAİŞ'çi kameralar önünde topluca teslim mi alınacak? Üçüncü gelişme ise, cihatçı bölgesinin batı ucunda, Suriye içinde Lazkiye ile, dışarıda Türkiye ile İdlib'in sınırında yeralan Cisr el-Şuğur civarının giderek daha sık bombalanmaya başlanması. Burası, şu anda Maaret el-Numan'ın doğusunda Suriye ordusu ve İranlı milislere karşı saldırıya geçmiş olan cihatçıların önemli unsurlarından Türkistan İslâmî Partisi (TİP) mensuplarının yerleştiği, barındığı yer. TİP ve Orta Asyalı başka cihatçılar, El-Kaide ve Taliban'a biatlı. Cisr el-Şuğur, aynı zamanda, Türkiye'nin "sorumluluğuna verilmesi" öngörülen bölge içinde.

Taftanaz'a dair ilave bilgi, Duvar'da muhtemelen birazdan yayına girecek olan yazımda var. (Henüz linki yok.) Haritada, her zamanki gibi, kırmızı oklar Suriye ordusu+müttefiklerinin, yeşil oklar cihatçı taarruzları, kırmızı noktalar bombardımanlar. En azından bir önceki haritayla kıyaslayarak bakmanızı öneririm.

6 Şubat 2018 Salı

DAİŞ'in elindeki bölge küçülüyor

İdlib'te Türkiye açısından cereyan eden hayatî gelişmeleri P24'teki yazımda ve bir önceki blog yazımda konu ettim. Şimdi sadece haritayı güncelleyeceğim. Bir amacım da, P24'teki yazıya eklediğim haritanın bir benzerinin, devamlılık açısından, burada da bulunması. Çünkü bu haritada, Rusya uçağının düşürülmesini izleyen bir gün içerisinde Rusya'nın giriştiği yoğun ve yaygın bombardımanın kapsamını görmek mümkün. Üçüncü denemesinde hedefine (El-Eys) ulaşan ve gözlem noktası kurmaya başlayan Türk Silahlı Kuvvetleri konvoyunun İranlı milislerin top ve roket ateşiyle karşılaştığı, cevap verdiği, bir askerin hayatını kaybettiği, beşinin yaralandığı El-Eys, karşısında da Hâdır, sanırım önümüzdeki günlerde de haritalarda yeralacak.

Güncellemeyi gerektiren esas gelişme, güneydoğuda, İdlib, Halep ve Hama'ya yayılan sürpriz DAİŞ bölgesinde. Suriye ordusu bu sabah büyük ilerleme kaydetti ve yirmiye yakın köyü DAİŞ'çilerin elinden aldı. DAİŞ'in elindeki bölgenin İdlib ve Halep'te kalan kısımları temizlenmek üzere gibi görünüyor. Gri bölgeyi önceki haritalarla karşılaştırırsanız büyük farkı göreceksiniz. Böylece DAİŞ Hama'nın kuzeydoğusunda azıcık toprağa sıkışacak. Buradan çıkış yolu da olmadığı için savaşın bu faslının çabuk sona ermesi beklenir.

Kaydedilmesi gereken bir durum da, ortak operasyon odası oluşturan cihatçı örgütlerin Ebu el-Zuhur Hava Üssü batısından giriştikleri karşı saldırı. Her zamanki gibi, yeşil oklar bunu gösteriyor.

İran'la çatışma, Suriye'yle çatışma ihtimali

Hayatî denebilecek gelişmeler oluyor. Çatışmasızlık gözlem noktası oluşturma amacıyla Batı Halep'teki El-Eys'e doğru iki defa yola çıkan ve saldırıya uğrayıp geri dönen Türk Silahlı Kuvvetleri konvoyu bu akşamüstü yeniden harekete geçti ve yerine vardı. Ankara'nın İdlib'in büyük bölümüne hakim Heyet Tahrir el-Şam örgütüyle anlaşmasının ruhuna uygun olarak, El-Eys'teki yerel konsey, "Türk yetkililer buranın idaresine karışmayacak" açıklaması yaptı. Türk konvoyu, malzemelerini ve taşıyıcıların üzerindeki araçlarını indirip yerleşmeye başladığı sırada Hâdır'da konuşlanmış İran kuvvetlerinin top atışına mâruz kaldı. İki askerin yaralandığı, sınıra götürülüp Türkiye'ye taşındığı söyleniyor. Bu henüz (6 Şubat, 02:40) resmen doğrulanmadı. Konvoy da ateşe karadan karaya roketlerle karşılık verdi. Karşı tarafta kayıp var mı yok mu, açıklama yapılmadı. Böylece TSK, Suriye'deki İran güçlerinin en az iki defa saldırısına uğramış ve ilk defa onlara karşılık vermiş oldu.

[ GÜNCELLEME / AA, bir askerin can verdiği ortaya çıkan saldırıyı "terör örgütlerinin" işi diye takdim etti: "İdlib'de kurulmasına devam edilen 6 numaralı gözlem noktasındaki Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) unsurlarına, terör örgütleri tarafından gerçekleştirilen roket ve havan saldırısında bir asker şehit oldu, 5 asker ile bir sivil görevli yaralandı." ]

Başka bir çatışma ihtimali, Suriye ordusuyla. Konvoyun ilk seferinde yoluna top atışı yapanlar yalnız İranlılar mıydı yoksa Suriye ordusu da bu önleyici saldırıya katıldı mı, kesin bilinmiyor. Ancak Suriye ordusunun şimdi Halep ve İdlib vilayetlerindeki bazı yerlere yeni uçaksavar bataryaları ve hava savunma sistemleri yerleştirdiğinin açıklanması, endişe verici ihtimalleri akla getiriyor. "Suriye'nin kuzeyini koruma" amaçlı bu tedbir kime karşı alınıyor olabilir?

Reuters'e sözkonusu açıklamayı yapan kaynağın, "Başkan Beşar Esad'ı destekleyen askerî ittifaka mensup bir komutan" olarak tarif edilmesi, elbette ilk anda akla yine İran'ı getiriyor. Tahran'ın, Dışişleri Sözcüsü Behram Kasımî'nin ağzından, Ankara'ya Efrin harekâtına "derhal son verme" ve "politikasını gözden geçirme" çağrısı yaptığı gün Türk konvoyuna İran kuvvetlerinden top ateşi açılması da bunu destekliyor. Türkiye'nin Suriye topraklarındaki varlığını "hukuka aykırı" diye niteleyen başka üst düzey İranlı yetkililer de olmuştu.

(İDLİB HARİTALARINI TAKİP EDENLER İÇİN NOT: Bu defaki güncel harita, P24'teki yazıma eşlik ediyor, oradan bakabilirsiniz.)

5 Şubat 2018 Pazartesi

Rusya basınında Ankara'yı suçlayıcı iddialar

Rusya basınında, İdlib'te düşürülen Rus uçağıyla ilgili olarak Türkiye'yi sorumlu tutan beyanlar bol. Aşağıda aktaracağımı, P24'teki yazıma ek olarak okuyabilirsiniz.

Rusya'nın resmî olmayan sözcüsü Sputnik'in internet sitesi, Kommersant gazetesinin derleme haberini aktarırken şu başlığı attı: "Kommersant: İdlib'de vurulan Su-25, Türkiye'nin verdiği garanti nedeniyle alçak irtifada uçmuş olabilir".

Sonra da gazeteden şu satırları aktardı:

"...Bu, Rusya'nın Suriye'de operasyona başladığı tarihten bu yana cihatçılar tarafından vurulan ilk Rus uçağı oldu. 'İgla' tipi MANPAD'lerin 5000 metre irtifadaki hedefleri vurabildiğini göz önünde bulunduran uzmanlar, Su-25'in yaklaşık 4000 metre irtifada uçmasının soru işaretleri doğurduğunu kaydetti.

Kommersant'a konuşan kaynaklardan biri, Su-25'in bu irtifada uçmasının nedeninin Türkiye'nin bu bölgede güvenlik garantisi vermesi olduğunu söyledi. İdlib'deki gerilimi azaltma bölgesini Türkiye'nin kontrol ettiğini anımsatan kaynak, 'Uçuş görevi planlanırken bu garanti esas alınmış olabilir. Cihatçıların elinde MANPAD bulunduğu son ana kadar teyit edilmedi ancak artık Rusya Hava-Uzay Kuvvetleri, bu durumu da hesaba dahil etmeli' yorumunu yaptı..."

Türkiye-Rusya Araştırmaları Merkezi kurucusu Aydın Sezer'le Medyascope'ta yapılan söyleşiyi izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

2 Şubat 2018 Cuma

Suriye odusu Serakib'e yaklaşık 20 km mesafede

Haritayı güncelliyorum. Kayda değer görüntü aynı: Suriye ordusu ve İranlı milisler Serakib'e doğru ilerliyorlar. Heyet Tahrir el-Şam'cılar, yol üzerindeki mevzilerini güçlendirdiklerini gösteren siper kazma fotoğrafları paylaşıyorlar. Oklar, her zamanki gibi, Suriye ordusunun ilerleyişini ve yeni köyler ele geçirdiği yerleri işaret ediyor. Kırmızı noktalarsa bombardımanları. Hama'nın kuzeyi, Han Şeyhun'un güneyindeki kısmı Rusya ve Suriye uçaklarının hiç boşlamadığı görülüyor. Bir de M5 karayolu üzerini. Türk Silahlı Kuvvetleri konvoyunun ateşle karşılaşıp geri çekildiği El-Eys'in kuzeyinde kalan kısım daha çok bombalanıyor. Serakib de sürekli bombardıman altında. Zorlu muharebelerin ardından ele geçirilebilen El-Zuhur Hava Üssü artık batıdan da tamamen emniyette. Suriye ordusu, İdlib-Halep-Hama'ya yayılmış sürpriz DAİŞ bölgesiyle bir-iki gündür uğraşmıyor. Orayı "kemirme" operasyonu esas İdlib harekâtıyla aynı anda etkili şekilde sürdürülemiyor olmalı.