12 Ocak 2017 Perşembe

Hrant öldürüldü, on yıl geçti

Hrant'ın gazetesi Agos'un önünde vurulmasının üzerinden on yıl geçti. Utançla dolu on yıl. Devlet içerisinden, zaman zaman birbirlerinin gırtlağına sarılanlar dahil, akla gelebilecek her kesimden resmî görevlinin bir şekilde bulaştığı bir cinayetti bu. Tetikçilerin yakalanmasını izleyen ve bir adalet skandalı olarak cereyan eden, sonunda da tam bir rezaletle sonuçlanan mahkeme, yargı tarihine bir yüz karası olarak geçti. Cinayet öncesinde, ertesinde, soruşturma ve mahkeme sürecinde, Hrant'ı aramızdan alan devlet içi organizasyon ortaya çıkmasın diye herkes elbirliğiyle uğraştı.



Nihayet bugün, ilgili devlet görevlilerinin bir kısmının tetikçi ve şürekâsıyla beraber yargılandığı bir dava görülüyor. Fakat burada da amaç cinayeti bütünüyle "FETÖ" denen ne idüğü belirsiz, ihtiyaca göre tarif edilen yapıya yıkmak. Bugünün suçlanan "FETÖ'cü"leri cinayet işlendiği, deliller karartıldığı, sağlıklı soruşturma ve yargıya engel olunduğu sırada mevcut iktidar adına iş gören gayet gözde şahsiyetlerdi. Ayrıca, cinayetin devlet içi bağlantılarının örtülmesi, bunların üzerine gidilmemesi konusunda bu on yıl boyunca hükmetmiş herkesin çok büyük günahı var.

Hrant'ın Arkadaşları olarak elimizden gelen, artık iyice azalmış toplumsal ilgi ve desteğe rağmen mahkemeyi izlemek ve 19 Ocak'larda kimimizin arkadaşı, kimimizin ağabeyi olan, eşi az bulunur o insanı anmak.

5 Ocak 2017 Perşembe

Azez'de bombalı araç saldırısı

Fırat Kalkanı harekâtıyla ele geçirilen bölgenin artık cephe sayılamayacak bir yerinde, Türkiye sınırına 6, Kilis'e 15 km uzaklıktaki Azez'de "İslâm Devleti" örgütü öğle saatlerinde bombalı araç saldırısı yaptı. Neyse ki başarılı olamayan saldırıda 70 yaşında bir kadınla 23 yaşında bir erkek hafif yaralandı ve Azez'de Ehli tıp merkezine kaldırıldılar.

İD (DAİŞ-IŞİD) meselesi küçümsenmeye, saptırılmaya, bu örgüt üzerinden çıkar hesapları yapılmaya devam ediliyor. Bu saldırının yapıldığı yere en yakın İD bölgesi 40 km ötede. Görülüyor ki, arkayı dönmeye gelmiyor. "Emniyete aldık, güvenliği sağladık" dediğiniz yerden örgüt bombalı araçla çıkıyor.

Bu arada, örgüt 2017'nin ilk infaz videosunu yayımladı. Büyük bölümü Musul'da Irak kuvvetlerine karşı girişilen bombalı araç saldırılarının görüntüleri ve bunların öncesinde intihar eylemcileriyle yapılmış görüşmelerden meydana gelen 42 dakikalık videonun son altı dakikasında, casuslukla suçlanan iki Iraklı'nın (biri kafası kesilerek, öteki boğuarak) infaz edilişi gösteriliyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nin, ordusuyla, Fırat Kalkanı harekâtı kapsamında güven altına aldığı Azez içerisindeki vaziyetleri merak eden olursa, şu ufak haberi paylaşabiliriz: Yerel konsey, ana pompayı onarabilmek için Ahrar el-Şam'ın su işleri binasını tahliye etmesini istemiş.

[ EK / 7 OCAK / Başarılı olamayan ilk saldırıdan 48 saat kadar sonra İD yeni bir bombalı araç eylemiyle -şimdilik bilebildiğimiz- 60 kişiyi öldürdü. ]

30 Aralık 2016 Cuma

Rusya'ya göre ateşkesi kabul eden örgütler

Suriye'de, kimsenin pek uzun süreceğine ihtimal vermediği bir yeni ateşkes süreci, 29 Aralık'ı 30'una bağlayan geceyarısı (TSİ 01:00) yürürlüğe girdi. [ EK / 02:46 / İlk çatışmaların yeniden başladığına dair iddialar duyulmaya başlandı! ] Bu anî gelişmede Türkiye'nin rolü olduğu belli, ama atekesin Rusya'nın inisiyatifiyle yürürlüğe sokuluş tarzı, Ankara'nın şimdiye kadar sıkı fıkı olduğu cihatçı silahlı örgütlerle bundan sonrası için nasıl bir ilişki öngördüğü konusunda muğlaklık yaratıyor.

29 Aralık 2016 Perşembe

DAİŞ aşkı karşılıksız galiba

“İslâm Devleti” örgütü (DAİŞ-IŞİD), el-Bab’da iki kişiyi “Fırat Kalkanı” harekâtı için çalıştıkları gerekçesiyle idam etti. Amed Afure ve Muhammed Afure, bu gerekçeyle yaklaşık iki ay önce tutuklanmışlardı.

Twitter’daki İD yanlısı hesapların birinden olay şöyle duyuruldu:

“Bugün Haçlı Köpeği Laik Dinsiz TCye Ajanlık YAPAN 2 MİT köpegi #albab ta gebertildi ! Allahu Akbar ! #sondakika”.

Aynı hesaptan, hemen hemen aynı zamanda “#fıratkalkanı #albab #akp #sondakika” başlıklarıyla iki fotoğraflı bir başka tweet daha atıldı: “Katil Zionist Askerleri ile Katil Haçlı Tasmalı Türk askerlerinin Ortak noktası !” İD yanlısı hesap sahibi, sözkonusu “ortak nokta”yı fotoğraflarla anlatmak istemişti. Fotoğraflardan birinde, muhtemelen omuzdan atmalı silaha ait bir mermi başlığı görülüyordu. Üzerine “El BAB’tan SEVGİLERİMLE #POLATLI#” yazılmıştı. Herhalde Polatlılı bir asker tarafından. Gazze saldırılarından hatırladığımız, dünyanın bir kısmında infial yaratmış öteki fotoğrafta ise, benzer roket başlıklarına “sevimli” yazılar yazan İsrailli çocuklar görülmekteydi.

[ EK / İD yanlısı çeşitli hesaplarda Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hakkında kullanılan sıfatlar giderek ağırlaşıyor. Bunları hiçbirimizin kamu açık yerde alenen aktarması mümkün değil. ]

27 Aralık 2016 Salı

Yedek milletvekili asili öldürür mü?

Hürriyet yazarı Murat Yetkin, iktidar partisi kulislerinden alınmış bilgilere dayandırdığı anlaşılan yazısında ("Anayasa sıkıntısı AK Partiyi zorluyor"), seksen milyonun kaderini tek adamın iki dudağının arasına tıkıştırmayı hedefleyen "başkanlık teklifi"nin Meclis'ten sanıldığı kadar kolay geçemeyeceğini ileri sürdü. Yetkin'e göre, teklife bizzat AKP içinden ciddî itirazlar var. Teklif geçer mi geçemez mi, bilemem, takıldığım şey başka.

"İtirazlar ciddi konularda" arabaşlığı altında Yetkin, AKP'lilerin teklife ilişkin çeşitli eleştirilerini aktardı. Biri şöyle:

"...Yedek milletvekilliği istenmiyor. Hemen her toplantıda, 'Türkiye’nin Almanya olmadığı' ve işin kısa sürede 'siyasi cinayetlerin' başlamasına neden olacağı konuşulmuş..."

Yani: İktidar partisinin bazı milletvekilleri düşünüyor ki, yedek milletvekilleri bu koltukta asaleten oturanları öldürebilir; yerlerine geçmek için! Haydi azıcık yumuşatalım, illâ öldürme kastediliyor olmasın, bu durumda da herhalde kaset komploları, şantaj dümenleri vs.'den sözediliyordur, "siyasî cinayet" denirken. Hani ölüm değil de istifa getiren türden.

21 Aralık 2016 Çarşamba

Şehmus'un ardından, hastalığımızla başbaşa

Amedspor futbol takımının kaptanı Şehmus Özer trafik kazasında hayatını kaybetti. Binbir güçlük ve alenî haksızlığa rağmen “çıkıp topunu oynamaya” uğraşan Amedspor camiası için kahredici, memlekette barış ve eşitlik içinde kardeşçe yaşamak isteyenler için, azıcık aklı, idrakı, vicdanı kalmış herkes için üzülünecek olaydır.

Ve fakat, ölüm haberi duyulur duyulmaz bilumum faşistler sahaya çıktı, her defasında yerlere saçtıkları nefret kusmuklarını yalayıp yutup tekrar saçabildikleri için, bu defa da aynı ifrazat işlemini bütün o ihtiras ve sapkınlıkları içerisinde yürütmeye koyuldular.

Berkin Elvan'ın annesinin yuhalatılmasıyla resmiyet ve meşruiyet kazanan, Ankara katliamı kurbanlarına gösterilen muamele ile hakim trend, yakma-yıkma operasyonlarıyla günün modası haline gelen tutum pekişerek sürüyor. Ölenlerin arkasından türlü rezillik yapılıyor.

20 Aralık 2016 Salı

Dink davasında gelinen aşama

Dink cinayeti davasında yeni hafta dolayısıyla, gelinen noktaya dair toparlamamız. Özellikle gazeteci arkadaşların dikkatine.

Cinayette katkısı veya ihmali olan polisler, 9 yıl sonra, nihayet, tetikçilerle birlikte, aynı davada yargılanıyor.

Yeni iddianame sürecinde bazı polisler tutuklanmıştı, FETÖ bağlantısı nedeniyle bunlara eklenenler oldu.

İlk cinayet davası müsamereydi, orada adaletle alay edilmişti. Bu sefer dava sahici olabilir, ama güçlü engeller var.

13 Aralık 2016 Salı

Hassasiyet • Bir 13 Aralık filmi

17 yaşında bir genci, yaşını büyüterek asmazsa incinebilen, hassas kudret mekanizması... Cinayete, eğer katılmıyorsa, arkasını dönen nazik cemiyet...

13 Aralık 1980'e dair hatırlatma.



Meraklısı için izahat: Altı yıldır pek çok defa başına oturduğum, geçen geceye kadar bir türlü "oldu" diyemediğim bir deneysel film bu. Görüntüleri bir Ankara yolculuğunda -o sırada Haydarpaşa'dan trene binip Ankara'ya gidebiliyorduk- gelişigüzel çekmiştim. Filmde, trende çekilmiş bazı orijinal sesler var; ama ilave efektler ve bazı müziğimsi parçalar da yeralıyor. Bunlar, Tiyatro Oyunevi'nin bir oyunu için daha önce yaptığım çalışmadan. Oyunu Murat Uyurkulak'ın Tol romanından ("Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi") Mahir Günşıray uyarlayıp yönetmiş, Güven İnce ile birlikte oynamışlardı. (Romanda okkalı bir tren yolculuğu faslı vardır.)

8 Aralık 2016 Perşembe

Yeni bir olgu: "Suriye Ulusal Direnişi"

Adı ilk defa karşımıza çıkan veya varlığı ilk defa bu adla karşımıza çıkan bir kuvvet, El-Bab’a doğru ilerleme harekâtında Suriye ordusu ile birlikte savaşıyor. “Suriye Ulusal Direnişi”, Suriye’nin bütünlüğünü savunan çeşitli “yurtsever” gruplardan bir koalisyon diye tarif ediliyor. Kritik bir ayrıntı, bu birlikte, Halep kuzeyi ve doğusundan Arap ve Kürt savaşçıların birarada bulunması.

Üç ay önce oluşturulduğu söylenen ve El-Bab harekâtı ile ilk “resmî” savaşına katılan “Ulusal Direniş” hakkında şimdiye kadar herhangi bir tanıtıcı haber çıkmamıştı. Örgütün kendini “Suriyeli” olarak tanımlayan “yurtsever güçler” arasında ayrılık-gayrılığı gidermeyi amaçladığı yollu tarifler yapılıyor.

YPG ile ilişkileri var mı?

Suriye bayrağı altında savaşan sözkonusu kuvvetin oluşturulmasında YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) payı, Ulusal Direniş’in gücüne SDG’nin katkısı var mı? “Ulusal Direniş Güçleri” formülü, El-Bab harekâtında Suriye ordusu ile SDG’nin birlikte hareket edebilmesi için mi meydana getirildi?

7 Aralık 2016 Çarşamba

Halep'te gayriresmî "savaş bitti" ilânı

Silahlı muhalif grupların ve cihatçı örgütlerin elindeki Doğu Halep'i ikiye bölen Suriye ordusu, kuzeyde kalan parçayı da ele geçirdi ve muhalifler artık iki hafta kadar önce sahip oldukları arazinin yaklaşık yüzde otuzuna sıkıştılar. Rusya ve Suriye uçaklarının "bitirmecesine" bombardımanı ve buna eşlik eden ordu ve milis harekâtı, silahlı örgütlerin soluğunu kesmiş görünüyor. Halep'te gidişatın, tersine çevrilmesi şöyle dursun, yavaşlatılması bile artık imkânsız.

Nitekim, silahlı grupların “Halep Şehri Liderlik Konseyi” imzasıyla yayımladığı çağrı, bu kadim şehir için yürütülen hayatî savaşın sonuna gelindiğinin yazılı belgesi gibi.

Gazetecilik üzerine yazılar

Üç haftadır P24'teki yazılarımı gazeteciliğin dönemsel gibi gözüken yapısal sorunlarına ayırıyorum. Çeşitli araştırma ve istatistiklerden de faydalanarak yazdığım yazıların sadece meslektaşlarımızı ilgilendirmediğini, genel olarak "medya" sorunlarına merak duyan herkesin bunlarda işine yarar birşeyler bulabileceğini sanıyorum. Şimdilik üç yazı oldu, gerisini getirmeye çalışacağım.

Ana akım medyanın tekliğe ve yokluğa gidişi
Mağdurlar ve "normal insanlar"dan uzakta gazetecilik
Sürat sanıldığından tehlikeli

5 Aralık 2016 Pazartesi

1 Aralık fotoğraf sergisi

1 Aralık günü, azıcık da tesadüf eseri, kendimi bir döviz "büfesi" önünde fotoğraf çekerken buldum. LED ışıklı levhada "US $ = 3.51" göründüğü her kare bir başka anlamlı göründü gözüme. Kimisinde 3.51'in yerlerine mıhladığı, öylece donup kalmış insanlar, kimisinde "tankla olmayanı dolarla yapma" hedefli büyük uluslararası komplonun icracısı karanlık güçlerin elemanları var gibiydi.


Döviz büfelerinin önünde türlü filmler çekilebilir, öyküler, romanlar yazılabilir. 2001 Krizi sırasında Ankara'da sabahın köründe döviz büfesi tabelası önünde toplanmış kalabalığı inceleyerek epey zaman geçirmiştim. Hemen hepsi orta halli insanlardı. O sırada, elinde avucunda ne varsa kaybetme tehlikesiyle yüzyüze kalmış eş dost arkadaşın yardımına koşmaya çabalıyorduk. Krize yolaçanların, krizi önleyemeyenlerin hiçbiri zarar görmemiş, siyasetçiler, büyük patronlar, spekülatörler fakirleşmemişti. Çok aşağılayıcıydı, zulmün bir türüydü.


Şimdi de muhtemelen döviz büfelerinin önünde trajediler cereyan edecek. Ve tepedeki kimse bu trajedilerden payını almayacak. Asıl zararı görecek olanlar, üç-beş dinî motifle, inşallahla maşallahla, şehitlerle, bayrakla, ama bunlardan da önce korkutularak, çaresizlikleri kafalarına kakılarak "tesirsiz hale" getirilecek.


Ve bu ayıp olmayacak. Günah olmayacak. Suç olmayacak. Yüzümüze bakılarak yalanlar söylenecek, tükürükler saçılacak, tükürükler kaşımıza gözümüze isabet edecek. "Milleeet!" diye haykırıldıkça millet sinecek. 3.51, üç bilmemkaç olacak, yeni yeni günler, bereketsiz günler, hapiste eza cefa çektirilen insanların üzerine kararacak, bitmek bilmeyen yeni akşamlara dönüşecek. Akşam oldu mu, LED levhaların ışıltısı daha bir belirginleşecek, daha uzaktan görülür olacak, 3.51'ler veya 55'ler, artık Allah ne verdiyse, daha rahat okunacak.


Yıllar önce Ankara'da o tabelanın önünde sessiz, kıpırtısız, hiç kıpırtısız duran insanların kızları-oğulları, kardeşleri çaresizlik nöbetini devralacak. Acımasız bir para düzeni zalimlerin paçasını tutuşturacak, o arada yine iktidar ve zenginlikten uzak olanları, yoksunları yakacak. Ve benim "3.51" fotoğraf serim, belki bir haftaya kalmadan tarih olacak, eski İstanbul fotoğrafları diye paylaşılacak.