26 Ağustos 2016 Cuma

El-Kaide: Irak'ta "uzun soluklu gerilla savaşı

El-Kaide lideri Eymen el-Zevahiri, Iraklı Sünnileri, "daha önce yaptıkları gibi, neo-Safevi ve Haçlı işgalcileri (İran+ABD) topraklarından atmak üzere uzun soluklu gerilla savaşı"na hazırlanmaya, bu amaçla kendilerini "yeniden örgütlemeye" çağırdı.

El-Kaide'nin medya birimi Es Sahab, Zevahiri'nin "Muzaffer Bir Ümmet İçin Kısa Mesajlar"ının "Irak'ta Allah'tan Korkun" başlıklı üçüncü bölümünü yayımladı.

Dört dakikayı biraz aşan mesajında Zevahiri, toprak kaybetmekte, zayıflamakta olduğuna işaret ettiği "İslâm Devleti" örgütünü eleştirdi, bu örgütün yöntemlerinin Müslüman halkı davadan uzaklaştırdığını, düşmanlara avantaj sağladığını belirtti. El-Kaide lideri, "aşırılığa" ve tekfirciliğe düşmekle eleştirdiği Iraklı cihatçıların, kendilerini Müslüman ahaliden uzak düşüren pratiklerini sorgulamaları gerektiğini vurguladı. Zevahiri'nin Iraklı cihatçılara bir eleştirisi de, yasak olduğu halde Müslüman kanı dökmeleri. Zevahiri, bunun ancak ABD ile işbirlikçilerine yaradığını söyledi.

Zevahiri, "İslâm'ın kahramanları kardeşlerimizi, Levant'taki (Suriye) mücahitleri", Irak'taki "kardeşlerine yeniden örgütlenme konusunda yardım etmeye" de çağırdı. Bu kısım özellikle önemli, çünkü Irak İslâm Devleti ile El-Nusra arasındaki ayrılık sırasında El-Kaide merkezi adına Zevahiri, Bağdadi'nin Irak ve Şam (Levant) İslâm Devleti haline getirmeye çalıştığı Irak örgütünün Irak'a dönüp bu ülke sınırları içinde faaliyet göstermesini, El-Nusra'nın da Suriye'de mücadele vermesini istemişti. Şimdiyse, "mücadelenin tek olduğunu" söylüyor, Levant'ı "Irak'ın uzantısı", Irak'ı da "Levant'ın derinliği" diye niteliyor.

Bu, Irak ve Suriye'deki, hattâ daha geniş bir alandaki cihatçı ortamını, ilişkileri, örgütlenme ve mücadele çerçevesini epeyce değiştirebilecek bir yaklaşım. El-Kaide adına bir politika değişikliği. Etkileri çok yönlü olabilir.

The Long War Journal'de Thomas Joscelyn, Zevahiri'nin, Irak'taki cihatçılara Suriye'de El-Nusra'nın izlediği politikayı izlemelerini önerdiğine işaret etti. Yani muhalefetin başka unsurlarıyla iyi geçinmelerini, ittifak yapmalarını. İD gibi, kendinden başka herkesi kâfir ilan edip tepelerine binmemelerini.

El-Nusra, biliyorsunuzdur, güya El-Kaide ile bağını kopartıp bağımsız oldu. Güya dememin sebebi, bunun danışıklı dövüşüklü bir karar ve tavır oluşu, bu ayrılma ve "bağımsızlık ilanı" sürecinin, Zevahiri'nin özel olarak bu iş için görevlendirdiği Ebu Hayri el-Masri'nin gözetiminde cereyan etmiş oluşu. El-Nusra Cephesi'nin, "dışarıdan emir almayan" Şam'ın (Levant) Fethi Cephesi ismini aldığı bu süreç de aslında Zevahiri'nin izlenmesini istediği, yerel muhalefetle bütünleşmeyi öngören, kapsayıcı mücadele stratejisinin bir adım daha ilerlemiş hali. Irak'ta da böyle davranılmasını istiyor.

"Ümmete mesaj"ında Zevahiri, düşman tanımı da yapıyor, ABD ile İran'ın bir "uyum" tutturduğunu, Irak'ta Sünnileri "katleden ve onlara işkence edenler"in, "Haçlılar-İran-Aleviler koalisyonu" olduğunu ileri sürüyor.

24 Ağustos 2016 Çarşamba

"Cerablus'u Türkiye alsın, iyi olur" tezi

Faysal İtani ve Aaron Stein'ın Mayıs 2016'da yayımlanan, "Türkiye'nin Suriye Çıkmazı" başlıklı incelemesi, bugün olan biten hakkında bizleri aydınlatabilecek epeyce malzeme içeriyor ("Turkey’s Syria Predicament", Issue Brief, Atlantic Council Rafik Harriri Center for the Middle East, Mayıs 2016). Türkiye'nin Suriye politikası üzerine ayrıntılı bir analiz ve değerlendirme niteliğindeki kısımların yanısıra, metinde, öngörüler, ABD dış politika yapıcıları ve stratejicilerine tavsiyeler de yeralıyor. İşte böyle bir çerçevede kaleme alınmış şu satırlar, bugün izlediğimiz harekât üzerine çok daha önceden konuşulmaya başlandığını gösteriyor, kimin ne umduğuna, umabileceğine dair fikir veriyor:

"Cerablus'u PYD'nin alması ABD'nin de Türkiye'nin de çıkarına değil. Ama şehri IŞİD'in elinden kurtarmak ikisinin de çıkarına. Türkiye'nin Cerablus'u IŞİD'den almasının, ABD çıkarlarına, Türkiye'nin çıkarlarına ve ABD-Türkiye ilişkilerine giderek artan ölçüde olumlu katkıları olacaktır. Bu aynı zamanda Kuzey Suriye'de bir Türk-Kürt (ve Arap-Kürt) modus vivendi'si sağlamaya yarayabilir. Cerablus'u IŞİD'den kurtarmak başlı başına olumlu bir sonuç elbette, ama böylelikle sağlanacak faydalar bundan ibaret değil. Cerablus'u Türkiye'nin denetlemesi, Türkiye'yi Suriye'de IŞİD'le savaşmak için resmen kara birlikleri gönderen ilk devlet konumuna getirecek, onun dünyadaki (cihatçılarla ilgili meseleler yüzünden zarar gören) konumunu yükseltecek ve ABD ile stratejik ilişkisini güçlendirecektir."

Yazarlar, böylelikle oluşacak fiilî durumun, "rejim ve dış destekçileriyle girişeceği pazarlıkta Türkiye'nin elini güçlendireceğini", "PYD'nin batıya, Arap topraklarına doğru ilerlemesinin potansiyel sonuçlarını baştan önleyeceğini" ileri sürüyorlar, "Ankara denetimindeki Cerablus"un, "Türkiye ve koalisyon tarafından korunan bir bölge" kimliğiyle, "IŞİD'e karşı kara harekâtını genişletmek için" bir üs gibi kullanılabileceğine işaret ediyorlar.

Kimin operasyonu, kimler katılıyor?

Türk ordusu, ABD ordusu ve Suriyeli cihatçı örgütlerin ortak harekâtına ("Fırat Kalkanı" Operasyonu) katılan kuvvetler, örgütler:

• Türk ordusu (toplam 350-400 asker deniyor)
jetler
topçu
tanklar [ EK / 26 AĞUSTOS / ilk gün 10'du, şimdi 20-30 arasında tahmin ediliyor)
Özel Kuvvetler (180 asker deniyor)

• ABD ordusu
jetler
insansız hava araçları
Özel Kuvvetler (ortalıkta hiç görünmediler)

• Silahlı gruplar [DÜZELTME: savaşçı sayısı için 500 diyen de var, 4000 diyen de!?]
Feylak el-Şam
Şamiye Cephesi
Nureddin el-Zengi Tugayları
Sultan Murad Tugayları
13. Tümen
Sukur el-Cebel
Ceyş el-Tahrir
Hamza Tümeni
Ceyş el-Nasr
Mutassım Tugayı
Ahrar Tel Rifat
Liva el-Fetih
Ahrar el-Şam

Harekâta katılan örgütlerin hepsi İslâmcı. Suriye muhalefetinin bütününe “cihatçı” denmesi doğru değil, ama Ankara’nın bu harekâttaki müttefiklerine böyle denirse yanlışa düşülmüş olmaz.

Ankara tanklarının, uçaklarının ve askerî birliklerinin Suriye sınırından girmesini “yerel unsurlar”a destek diye açıklamaya çalışabilir. Ancak harekâta katılan Suriyeli-yerli güçlerin niteliği, ortalık biraz yatıştığında, Suriye rejimi kendini azıcık topladığında bu yöreyi bu örgütlerin hakimiyetine bırakmayacağının açık habercisi.

23 Ağustos 2016 Salı

Cerablus - Türkiye bizzat savaşın içinde

YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dün, "Menbic'in kuzeyinde işimiz bitti" açıklaması yaptı; bugün sürpriz bir şekilde "Cerablus Askerî Konseyi" ilan edildi; öğleyin 12:00 sularında konseyin başkanı Abdülsettar el-Cedir Türkiye'yi Cerablus ve Menbic'e müdahale etmemesi konusunda uyardı... Ve birkaç saat sonra suikastla öldürüldü. Suikastçiler (iki kişi) yakalandı ve sorgulanıyor. Menbic'teki Kürt kaynakları, bu kişilerin MİT ajanı olduğunu iddia ediyorlar.

Türkiye topçusu bugün sabahtan beri hem Cerablus'taki "İslâm Devleti" örgütü mevzilerine hem de Menbic'in kuzeyindeki SDG-YPG mevzilerine atış yapıyor. Ankara'dan bir yetkilinin, "operasyon için koridor açmaya çalışıyoruz" dediği iddia ediliyor. Suikast bunun üzerine eklendi.

EL-CEDİR SIRADAN BİRİ DEĞİL

Bugün askerî konsey başkanı seçildikten birkaç saat sonra öldürülen Abdülsettar el-Cedir'in kuzeni Yusuf el-Cedir de (Ebu Faret el-Cerablusi) 2012 Aralık ayında öldürülmüştü. Suriye ordusunda albayken ayrılıp silahlı isyancılara katılan el-Cedir, Halep'te Tevhid Tugayları'na komuta ediyordu. Şehirdeki silahlı grupların "genel kurmay başkanı gibi" olduğu ifade ediliyor. Silahlı muhaliflerin Halep Piyade Okulu'nu ele geçirdiği çarpışmada ölmüştü. Kendi saflarında çok sevilen bir lider olduğu söylenir.

Bugün Cerablus Askerî Konseyi Başkanı olduktan kısa süre sonra suikaste kurban giden Abdülsettar el-Cedir'in bu göreve seçilmesinde Yusuf el-Cedir'in rejim muhalifleri arasındaki şöhretinin payı olduğu, çeşitli haber ve mesajlar arasında geçti. Hattâ genel olarak el-Cedir'lerin yörede saygınlığı olan, sözü geçen bir aile oluşuna işaret edildi.

El-Cedir ailesi, toprakları "İslâm Devleti" örgütü işgaline uğradığında direnmeye çalışmış, İD'in üstesinden gelemeyince, 2014'te Kobanê'ye göçmüştü. Son dönemde, kendi silahlı güçlerine sahip olan bu güçlü aile, topraklarını geri almak için İD ile yapılan savaşa etkin bir şekilde katılıyor.

21 Ağustos 2016 Pazar

Haseke'de çatışma yine alevlendi

NOT / 22 AĞUSTOS / 18:50 / Bu yazıyı güncellemeyi bırakıyorum. Gelişmeler çok hızlı, amatör çabayla yetişmek mümkün değil. Yorumlanması gereken gelişmeler olursa yeni yazılarla izlemeye çalışırım. 22 Ağustos akşamüstüne kadarki gelişmeler aşağıda.

[ GÜNCELLEME / 22 AĞUSTOS / 04:40 / YPG ve Asayiş bir yandan, Suriye topçusu öbür yandan, karşılıklı top attılar, Suriye jetleri şehrin üzerinde birkaç uçuş daha yaptı, ancak şehir merkezindeki çatışmanın şiddeti 04:30 sularında azaldı, Haseke'den gelen haberlere göre. Hiç kesilmeyen, aralıklı silah sesleri duyuluyormuş. ]

[ GÜNCELLEME / 22 AĞUSTOS / 01:45 / Akşam saatlerinde bir ara durulur gibi olan çatışmalar yeniden başladı. YPG, Suriye ordusu ve Ulusal Savunma Güçleri milislerine teslim ol çağrısı yaptı. Suriye jetleri geceyarısından sonra YPG ve Asayiş'in mevzilerini vurmaya başladı. ]

[ GÜNCELLEME / 21 AĞUSTOS / 20:40 / Suriye jetlerinin SDG'ye ait bir karargâhı bombaladığı iddia edildi, doğrulanmadı. ]

[ GÜNCELLEME / 21 AĞUSTOS / 19:00 / Rusya'nın arabulucuğuyla, Haseke'de çatışmaların duracağı, anlaşmaya varıldığı bildirilmişti, ancak ben bu güncellemeyi yaparken, Suriyeli yetkililerin Haseke ve Kamışlı'daki askerleri çekme önerisini kabul etmedikleri, görüşmelerin tıkandığı ve çatışmaların yeniden başladığına dair haberler duyuldu. Bu sabah görüşmeler sürerken Suriye jetleri Haseke üzerinden uçmuş, ama herhangi bir yeri bombalamamışlar. Kürt güçlerinin, şehrin Kürt nüfus ağırlıklı güney bölgesine ilerlediği bildiriliyor. ]

20 AĞUSTOS'TAN 21'İNE GEÇİLİRKEN:

Haseke'de çatışmayı sona erdirmek için yapılan kritik toplantı geceyarısından biraz sonra sona erdi, YPG ve Asayiş'in (fiilen bir tür yerel milis), ateşkes için sunulan hiçbir öneriyi kabul etmedikleri açıklandı.

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Kavramaktan öyle aciz, öyle ufaksınız ki

“Gece yarısını geçeli iki saat oluyor, uykudan öyle uzağım ki. Cezalı bir çocuk gibi sabahı bekliyorum. Başkalarının hiç ulaşamayacağı karanlığı görebilmek için gece de uyanık olmak gerekiyor, uyanık, bütün duyguları ayakta. Az önce bir piyano sonatı dinleyip ağladım. Düşündüm ki asla bilemeyeceksiniz bu gözyaşlarının sizin için olduğunu. Ben hep tek başımayken ağlarım, gözyaşlarımı sunmam başkalarına herhangi bir anlam yüklemeleri için. Zaten günümüzde herkes insanın üzüntüsünü göstermek ‘amacıyla’ ağladığına inanıyor. Bir insanın mutsuzluğunu kavramaktan öyle acizler ki, öylesine ufalıyorlar ki acının karşısında, gülünçler. İnsanlık için hiçbir umuda yer bırakmıyorlar.”

Aslı Erdoğan, Mucizevî Mandarin


Aslı Erdoğan'ın kitapları, şurada, şurada veya şurada.

19 Ağustos 2016 Cuma

Moskova’da İD bağlantılı saldırı - bir ilk!

Biri baltalı, biri silahlı iki saldırgan önceki gün (17 Ağustos’ta) Moskova’nın 25 km kuzeydoğusunda, Şyolkovskoye otoyolu üzerindeki Başiha’da trafik polisi karakoluna saldırdı. Polislerden silah kapmayı başaran saldırganlar, çatışmada öldürüldü, ama öncesinde biri ağır iki polisi yaraladılar.

Sputnik, saldırganların 19 ve 21 yaşlarında Çeçen kökenli iki genç olduğunu yazdı.

Kanın gövdeyi götürdüğü bir dönemde bu saldırı ilk bakışta pek lafı edilmeye değer bir olay gibi durmuyor. Nitekim Rus polisi de bir süre, iki saldırganın hangi saikle böyle bir işe kalkıştığını çözmeye çalıştı.

Oysa bu eylemin tarihî önemi var. Çünkü saldırı Rusya'da “İslâm Devleti”nin "resmen" üstlendiği ilk eylem. (Daha önce sadece Dağıstan'daki bir-iki eylemin örgütle bağlantısından sözedilmişti.) İD, her zamanki rutinine uygun olarak Amak Ajansı aracılığıyla yayımladığı duyuruda, eylemi “savaşçılarının” yaptığını ileri sürdü. İki saat sonra da iddiasını kanıtladı, iki saldırganın İD’e biat videosunu yayımladı. Sputnik'e göre isimleri Salim İsrailov ile Osman Murdalov olan saldırganlar videoda ağır şiveli bir Rusça ile, örgüte biatlarını ilan ediyor, “Emir’imizin buyruğu altında Cihad yolunu tutuyoruz,” diyorlar.

Uzmanlar, videonun iki eylemcinin İD ile bağlantısını ortaya koyduğu, ancak eylemin örgüt tarafından düzenlenmediği izlenimini verdiği görüşünde.

Devletin fabrika ayarları

Özgür Gündem gazetesinin binası, gazete hakkında kapatılma kararının verildiği 16 Ağustos günü polisçe basıldı. Baskında, gazete çalışanları ve oradan yayın yapmaya çalışan İMC TV elemanları yaka paça gözaltına alındı. 18 Ağustos günü savcılık ifadeleri alındıktan sonra neyse ki serbest bırakılan 22 meslektaşımız, devlet görevlisi gibi davranmayan, siyasî güdülerle, hınçla üzerlerine çullanan devlet görevlilerinin hışmına maruz kaldı.

İMC muhabiri Gülfem Karataş, binadan yayın yaparken itile kakıla gözaltına alınanlardan. İfadesinden bir bölüm sosyal medyada paylaşıldı. Ben de halihazırda özel olarak polisin, genel olarak devletin vaziyetine dair belge niteliği taşıdığı için buraya almayı münasip gördüm:

“Ülkücü bıyığına benzer bir bıyığı olan mavi tişörtlü, uzun boylu ve siyah saçlı bir polis, ’S.. seni burada a.. k.. çocuğu’ sözleriyle tecavüzle tehdit etti. Ardından kırmızı tişörtlü bir polis bana merdivenlerden indiğimiz sırada sırtıma zincirle vurduğu için yaralandım. Bu sırada gözlüğüm kırıldı. Ayrıca burada beni ters kelepçelediler. Yedi saat kelepçeyle bekletildim. Bu yüzden el bileklerim hâlâ yaralı vaziyettedir. Polis aracına bindirildiğimde yine yüzüme vurularak darbedildim. Bunların hepsini doktor raporunda bulabilirsiniz. Bize ‘vatan haini, Ermeni dölü, Yahudi dölü’ gibi sözler söylendi. Üç hilal bilekliği olan bir polis bunu bize göstererek, ‘Bunun anlamını biliyor musunuz, or..lar, kahpeler’ diyerek hakaret etti.”

Bunları okuyunca aklımdan çok şey geçti. Hepsinin özeti, yukarıdaki başlık.

18 Ağustos 2016 Perşembe

Sınırda havaya uçurulan otobüs ve bazı gerçekler

15 Ağustos'ta Duvar'a yazdığım yazıda, Türkiye-Suriye sınırında, fiilî illegal sınır kapısı kimliği kazanan bir yerde meydana gelen esrarengiz otobüs patlamasını konu almıştım: "Nerede, nasıl havaya uçtu bu otobüs?" Suriye tarafındaki Atme ile Türkiye toprakları arasında, Hatay Valisi'ne göre o tarafta, görgü tanıklarına göre bu tarafta, içi cihatçı dolu bir otobüs havaya uçurulmuştu. Olay, "cihatçı trafiği" konusunda kanıt niteliğindeydi. Ayrıntıları, bilgileri uzun uzun tekrarlamayayım, linki tekrar vereyim.

Yine Duvar'da Musa Özuğurlu, çok daha fazla somut bilgi ve ayrıntı içeren bir yazı yazdı ve hem bu katliamın geri planını biraz daha aydınlattı hem de yöredeki cihatçı trafiği meselesini sergiledi: "Tehlikenin farkında mısınız?" Bu yazıyı okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Suriye'den gelen cihatçılar meselesi, önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin önemli dertlerinden biri olmaya aday. Hem gelmiş ve zaten burada olanlar hem gelecek olanlar hem de Türkiye'den onlara katılanlar...

17 Ağustos 2016 Çarşamba

El-Bab'a doğru kritik adımlar

"Fırat'ın batısı" konusunda kritik gelişmelere dair iddialar var. YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Menbic'teki kısa "zafer molası'ndan sonra yeniden batıya doğru ilerlemeye başladı. Aynı zamanda, Menbic'in güneyinde "İslâm Devleti" örgütünün elinde kalmış bir cebi de ele geçirmeye çalışıyorlar.


Haritada:

[1] Menbic'in batısında, El-Bab'ın kuzeydoğusunda SDG'nin İD'den aldığı söylenen el-Yeneni, el-Şeyh Nasır, el-Kart el-Sehir ve el-Kart el-Kebir, Yılanlı, Kart Viran köylerinin bulunduğu yöre. (Arapça adların Türkçe yazılışında hatalar olabilir.)

[2] Menbic'in güneyinde, Cebel el-Meşi (Meşi Dağı) çevresinde İD'den temizlenen köylerin bulunduğu yöre.

[3| El-Bab. Koalisyon uçaklarının buradaki İD mevzilerini bombalamaya başladığı bildiriliyor. SDG'nin oluşturduğu El-Bab Askerî Konseyi'nin kısa süre içinde şehre yöneleceği anlaşılıyor.

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Türkiye sınırında patlama - otobüste katliam

Atme'deki patlama ile ilgili olarak bildiklerimiz, şu ana kadar öğrenebildiklerimiz, tahminler, iddialar:

• Atme, Türkiye sınırının dibinde (patlama Reyhanlı'dan duyuldu).
• Patlama 21:00 sularında meydana geldi.
• İçinde çeşitli silahlı gruplardan savaşçıların olduğu otobüs hedef alındı.
• Muhtemelen bomba yüklü araçla intihar saldırısı.
• Otobüste militanları bulunan gruplar arasında şimdiye kadar şunlar sayıldı: 13. Fırka, Sukur el-Cebel, Nureddin Zengi Tugayları, Sultan Murad Tugayları, El-Hamza Tugayı, Feylak el-Şam. (Genel olarak Ankara'ya yakın ve Ankara ile doğrudan irtibatlı gruplar.)
• Ölenlerin sayısı "düzinelerce", "otuz civarı" veya kimi yerde kesin rakamla 35 diye veriliyor; en az 25 de yaralı (bir kısmı ağır) var.
• Bazı yaralılar (Hatay Valiliği'ne göre sekizi) Türkiye'ye getirildi, dördü hastanede öldü. (Kürt şehri Qamişlo/Kamışlı'daki İD saldırısından sonra yaralıların Türkiye'ye getirilmesine izin verilmemişti.)
• Otobüs, içindeki savaşçılarla beraber nereden nereye gidiyordu? İki iddia var: (a) Atme'deki mülteci kampını koruyan muhafızlar nöbet değiştiriyordu, (b) Otobüs Türkiye'ye geçmek üzereydi.
• Yasal sınır kapısı olmamasına rağmen Atme'den bir Türkiye-Suriye (ve tersi) trafiğinin işlediği anlaşılıyor.
• Kürt kaynakları, otobüsün taşıdığı savaşçıların Türkiye'ye geçip oradan Efrin kantonuna saldırmayı planladıklarını iddia ediyorlar. Atme, Efrin'in de dibinde.
Yeni Şafak'ın haberinden çıktığı ve yayıldığı anlaşılan, "Azez bölgesinde DAEŞ cephesi için gelen askerlerin Atme Kapısı’ndan geçişi sırasında..." ifadesi bu açıdan ziyadesiyle şüphe uyandırıcı. Gazete, "muhalif gruplardan... askerlerin... DAEŞ cephesi için gerçekleştirilen değişim amaçlı geçişi"nden sözediyor, ancak olayın geçtiği yerin Azez'le, "DAEŞ" (İD) ile doğrudan alâkası yok. Bu doğruysa, sözkonusu savaşçıların Türkiye içerisinde uzun bir yol kat edip, önce kuzeye çıkıp sonra doğuya dönüp (Efrin kantonunun etrafından dolanıp), kuzeyden, Kilis yakınından tekrar Suriye'ye girmeleri gerekiyor. (Bu da, Rusya ile temaslara rağmen Türkiye'nin Suriye içindeki faaliyetini tam gaz sürdürdüğü anlamına gelir.)
• Eylemi kimin yaptığı henüz belirsiz. İlk anda bunun Şam'ın Fethi Cephesi'nin (eski El-Nusra) marifeti olduğu söylendi, gerisi gelmedi. İD'in burada bir eylem yapabilmesi çok uzak ihtimal.
• Kimi Twitter hesaplarından Türkiye'nin suçlandığı da söyleniyor, ancak bu yönde mantıklı bir gerekçe ortaya konmuş değil.


Bütün bunların nasıl bir fon önünde cereyan ettiğini düşünmeye yardım için:
- Menbic iki gün önce İD'den tamamen temizlendi, YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri'ne bağlı Menbic Askerî Konseyi'nin denetimine geçti.
- SDG'nin batıya ilerlemesini sürdüreceğinin resmî ilanı niteliğinde bir adım olarak, bu defa El-Bab Askerî Konseyi kuruldu.
- Bundan birkaç saat sonra, bu gece, Efrin Kantonu'nda "olağanüstü hal" ilan edildi.

[ EK / 15 AĞUSTOS / 16:20 / Sputnik'in Reuters'ten aktardığına göre, saldırıyı "İslâm Devleti" örgütü üstlendi. İD Telegram'dan açıklama yaptı, kendilerine karşı savaşmaya gelecek olan Feylak el-Şam ve Nureddin Zengi Tugayları üyelerini hedef aldığını bildirdi. Sputnik'e bilgi veren bir kaynaksa, otobüsteki savaşçıların "standart rotasyonları kapsamında, çoğu zaman olduğu gibi, tedavi olmak ve dinlenmek için Türkiye'ye [gittiğini]" söyledi. Bu kaynağa göre patlamaya yolaçan, canlı bomba değil. Ve patlama Türkiye tarafında oldu. Kimi kaynaklarda, Türk askerlerinin de yaralandığı ileri sürülüyor. ]



14 Ağustos 2016 Pazar

Onlarda olan "o şey"in fotoğrafı

Askerî darbeyle Mısır’ın başına geçen Abdülfettah Sisi ve yanındakileri gördüğümüz bu fotoğrafın orijinali elbette böyle değil. Kadrajını değiştirdim, tonuyla, rengiyle oynadım, işledim. Ona “devlet resmi” adını vermek istedim, bu ada en çok layık olabileceği hale getirmeye çalıştım.


Yeni Süveyş Kanalı açılışının birinci yılı ve Süveyş Kanalı’nın millîleştirilmesinin 60. yılı dolayısıyla 6 Ağustos’ta İsmailiye’de yapılan törende çekilmiş bu fotoğrafı Mısırlı yetkililer ajanslara, basına dağıttılar (ben de Reuters’in sayfasından aldım). Ben olsam, diye düşündüm, bunu çeken fotoğrafçıyı bir daha devlet ricaline yaklaştırmazdım. Oysa Mısır Devlet Başkanlığı yetkilileri bu fotoğrafı beğenmişler, seçmiş ve dağıtmışlar? İktidar denen şeyin uzağındaki insanlara iyi, güzel görünebilecek bir şey var mı bu fotoğrafta? Halbuki onlar beğenmiş, seçmiş ve dağıtmışlar. Acaba ne buldular bu karede? Neyi beğendiler ve başkaları da görsün istediler?

İşte o şey, hemen teşhis edileceğini, hissedileceğini bildikleri o şey için tutulmuşlardır bu kareye. O şey kimi zaman zırhlı arabanın aynalı camları oluyor, kimi zaman bin odalı saraydaki dev masa. Ama ille de güneş gözlükleri. İlle de.