Kobanê'ye insanî yardım ve destek için gitmeye hazırlanan sosyalist gençler bombayla katledildi. Urfa/Suruç'taki Amara Kültür Merkezi'nde toplanan gençler, uzun süredir büyük şehir sokaklarında boncuk vs. satarak topladıkları yardımları, meselâ çocuklar için oyuncakları yanlarına alıp sınırı geçecekler, çocuk parkı, hatıra ormanı kuracaklardı. [ EK / 21.07 / 00:44 / Pınar Öğünç'ün tweet'lerle duyurduğuna göre, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu'ndan (SGDF) gönüllü grubunun somut hedefleri şunlardı: Kaniya Kurda tepesine hatıra ormanı kurmak, kreş duvarlarını resimlemek, inşaatlarda çalışmak, Suphi Nejat Ağırnaslı (daha önce Kobanê'de çarpışırken hayatını kaybeden devrimci) kütüphanesini kurup açmak, Kobanêli çocuklara müzik aletleri hediye etmek, sağlık taraması yapmak. ]
Şu ana kadar öğrenilen, gençlerden yirmi yedisinin (27) katliamda can verdiği. [ DÜZELTME / 23:00 / Otuz bire (31) çıktı kayıplar. Yaralılar yüzün (100) üstünde. Çok da ağır yaralı var. Yirmi (20) kişinin yoğun bakımda olduğu söyleniyor. ]
Hepimiz biliyoruz ki, devlet veya en iyi ihtimalle devlet içinden, bu işe muktedir birileri, "uygun görmez"se, o bölgede herhangi bir bomba herhangi bir yerden herhangi bir yere gidemez. DAİŞ'çi veya bilmemkim, Diyarbakır HDP mitinginde olduğu gibi, yok asker kaçağıyken bulunmuş da salınmış da yok yanlışlıkla kayda geçirilmemiş de filan olur, bir şekilde o bomba patlar. Gençler ölür. Türkiye'de her katliamın olağan şüphelisi devlettir.
Devletin en iyi bildiği ve becerdiği şey, bizi ağlatmak.
20 Temmuz 2015 Pazartesi
17 Temmuz 2015 Cuma
Çöken yalnız Yunanistan değil
Radikal, 16.07.2015
Yunanistan'ın Avrupa'nın hükümdarlarıyla boğuşması, farklı birkaç meseleyi önümüze koydu. Bunlardan ilki, eşitlikçi, adaletçi olmasa da görece demokratik bir "ideal" olarak Avrupa Birliği kavramının çöküşü. İkincisi, Almanya'nın, 2. Dünya Savaşı sonundan bu yana, uzun ve zahmetli uğraşlarla anca kısmen temizleyebildiği zorba imajının başka kılıkta tekrar canlanması. Solla, toplumsal değişim mücadelesiyle, politika kavramıyla, apolitiklik ve hariçten gazel okumakla vs. ilgili meseleler de var, ama şimdilik çerçevemizi neoliberallerin küstahlığıyla sınırlı tutalım.
Yaşanan sürece sırf “ekonominin gerekleri” gibi bir açıdan bakmanın -bizzat hareket noktasının şaibeliliği bir yana- ne kadar sığ ve isabetsiz kaçacağını, olan biteni “ekonomik tedbirlere dair görüşmeler” diye adlandırmanın düpedüz münasebetsizlik olacağını anlamalıyız.
“Yunanistan krizi”nde Avrupalı banker&bürokrat koalisyonunun dayatmacı tutumuna açıkça karşı çıkan Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, meselenin ekonomi meselesi olmadığını, derdin Yunanistan'a boyun eğdirmek olduğunu açıkça dile getirmişti.
Türk basını: bir devlet kurumu
Radikal, 14.07.2015
HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın Diyarbakır yerel gazetesi Özgür Haber'e verdiği çok önemli demeç, pek çok değişik başlıkla aktarılabilirdi. Al Jazeera Türk, şu başlığı tercih etti: “Demirtaş: PKK'ya silah bıraktıramayız”.
Bu tercihin ardında yatan düşünceyi, daha fenası refleksi, psikolojiyi bilmez değiliz. Ama mevzu etsek hemen inkâr edilecek, “Ne var? Bu başlık çıkarılamaz mı?” denecek, falan... Çıkarılabilir de... tek bir şey: PKK'ye silah bıraktıracak merciin zaten HDP olmadığını AJT yazıişleri zaten biliyor mu? Biliyor.
Hükümler vermeksizin, aynı konuşmadan çıkarılabilecek başka muhtemel başlıkları sıralayayım, bakalım en uygunu, en doğrusu hangisidir veya hangi başlık onu seçecek olanın nesini yansıtır.
15 Temmuz 2015 Çarşamba
Faydalı eserler - Troyka-Yunanistan savaşı
Yunanistan meselesi üzerine düşünmek-yazmak-tartışmak isteyenler için, faydalı olmanın ötesinde "elzem" diye nitelenebilecek bazı kaynakları biraraya getirdim. Sırf ne olduklarını anlamaya yarasın diye ettiğim sözleri bir yana bırakabilirsiniz. Önemli olan linkler, bunların ne kadar çoğuna tıklar ve okursanız o kadar şahane olur!
• "Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, Almanya'yı Avrupa'nın temeline dinamit koymakla" suçladı.
• Stiglitz açıkça, meselenin ekonomi meselesi olmadığını, derdin Yunanistan'a boyun eğdirmek olduğunu dile getirdi.
• Bir Liberalin Vicdanı kitabının yazarı Paul Krugman, aynı adı taşıyan blog'unda, "isterseniz Tsipras'ın beceriksiz bir angut olduğunu düşünüyor olun..." diye yazdı, "hedefin Yunanistan'ın ulusal egemenliğini tamamen yıkmak olduğu belli". Krugman da Avrupalı muktedirlerinin tavırlarının "Avrupa projesi"ni yıkacağı görüşünde ("Killing the European Project", NYT).
• "Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, Almanya'yı Avrupa'nın temeline dinamit koymakla" suçladı.
• Stiglitz açıkça, meselenin ekonomi meselesi olmadığını, derdin Yunanistan'a boyun eğdirmek olduğunu dile getirdi.
• Bir Liberalin Vicdanı kitabının yazarı Paul Krugman, aynı adı taşıyan blog'unda, "isterseniz Tsipras'ın beceriksiz bir angut olduğunu düşünüyor olun..." diye yazdı, "hedefin Yunanistan'ın ulusal egemenliğini tamamen yıkmak olduğu belli". Krugman da Avrupalı muktedirlerinin tavırlarının "Avrupa projesi"ni yıkacağı görüşünde ("Killing the European Project", NYT).
14 Temmuz 2015 Salı
Kabataş, mavra değil yargı konusudur
Kabataş yalanıyla ilgili ifşaat ve kapışmalar bizi ne yazık ki yine yanlış bir zemine sürükledi. Memleketteki hakiki vazifesini henüz tam anlayamadığımız, köşeyazarı suretindeki bir şahsın, "canım, buna da gerek yoktu" havasındaki ifşaatı ile, Kabataş icracılarından birince bu adamın "tetikçi", patronunun "şuursuz" diye nitelenmesi, AKP karşıtı cephede neşeli tezahüratla karşılandı.
"Ne güzel birbirlerine girdiler!" sevinci şuursuz bir sevinçtir. Bundan iyi hiçbir sonuç çıkmaz. Mesele, o yalanın o zamanlama ile ortaya atılması sonucu oluşmuş tahribatı giderebilmek. Akıldışı ayrıntılarını bir yana bırakıp "başörtülü bacıma saldırıldı" kısmına inanmış insanlara yalanın yalanlığını anlatabilmek gerek. Bu bir.
İkincisi, bu mesele, "aa, bak, yalanları çıktı!" muhabbetiyle geçiştirilebilecek bir mevzu değil.
"Ne güzel birbirlerine girdiler!" sevinci şuursuz bir sevinçtir. Bundan iyi hiçbir sonuç çıkmaz. Mesele, o yalanın o zamanlama ile ortaya atılması sonucu oluşmuş tahribatı giderebilmek. Akıldışı ayrıntılarını bir yana bırakıp "başörtülü bacıma saldırıldı" kısmına inanmış insanlara yalanın yalanlığını anlatabilmek gerek. Bu bir.
İkincisi, bu mesele, "aa, bak, yalanları çıktı!" muhabbetiyle geçiştirilebilecek bir mevzu değil.
Kapitalizm ahlâk kaldırmaz - Örnek 1
Yunanistan krizinde Avrupalı bankerler ve bürokratlara karşı Atina'dan yana açıklamalarıyla dikkat çeken Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, iki gün önce Etyopya'nın başkenti Adis Ababa'daydı. Vesile, Birleşmiş Milletler'e dünya çapında yoksullukla ve iklim değişikliklerinin yarattığı sorunlarla mücadele için finansman sağlamayı amaçlayan toplantı.
Stiglitz, çokuluslu şirketlerin vergiden kaçmasını önlemek için bir uluslararası vergi organizasyonu kurulmasını destekliyor. Proje -şüphesiz!- henüz Batılı devletlerin onayını almış değil. Oxfam'ın verilerine göre, uluslararası vergi yasaları, büyük şirketleri her yıl, azgelişmiş ülkelere ödemeleri gereken yaklaşık 100 milyar dolarlık vergiden kurtarıyor!
AFP'nin aktardığına göre, Stiglitz gazetecilere, "Avrupalı liderler ve genel olarak Batı, Yunanlıları vergi toplamada yetersiz kaldıkları için eleştiriyor," dedi. "Batı, global bir vergiden kaçınma sistemi kurmuş. Vergiden kaçmayı önlemek için global düzeyde yürütülen çabaları dinamitleyen gelişmiş ülkeler... İkiyüzlülüğün bundan âlâ tarifi mi olur?"
Stiglitz'i Dünya Bankası'ndan kovmuşlardı zamanında. Nobel ödülüne rağmen.
Stiglitz, çokuluslu şirketlerin vergiden kaçmasını önlemek için bir uluslararası vergi organizasyonu kurulmasını destekliyor. Proje -şüphesiz!- henüz Batılı devletlerin onayını almış değil. Oxfam'ın verilerine göre, uluslararası vergi yasaları, büyük şirketleri her yıl, azgelişmiş ülkelere ödemeleri gereken yaklaşık 100 milyar dolarlık vergiden kurtarıyor!
AFP'nin aktardığına göre, Stiglitz gazetecilere, "Avrupalı liderler ve genel olarak Batı, Yunanlıları vergi toplamada yetersiz kaldıkları için eleştiriyor," dedi. "Batı, global bir vergiden kaçınma sistemi kurmuş. Vergiden kaçmayı önlemek için global düzeyde yürütülen çabaları dinamitleyen gelişmiş ülkeler... İkiyüzlülüğün bundan âlâ tarifi mi olur?"
Stiglitz'i Dünya Bankası'ndan kovmuşlardı zamanında. Nobel ödülüne rağmen.
11 Temmuz 2015 Cumartesi
Büyük Suriye meselesi veya Faris'in küçük öyküsü
Hamra Caddesi (resmî adı 31. Cadde), Beyrut'un önemli eğlence merkezlerinden. 1960'larda, 70'lerde şehrin en gözde yeriymiş, sonra tılsımı kaçmış biraz. Yakın zamanda, biraz da destekle, özellikle turistleri çekebilsin diye yeniden toparlanmış. Oteller yapılmış, yeni dükkanlar açılmış. Şimdi yine kafeleri, barlarıyla, serbest ve çoğulcu bir ortamı tehcih eden, her dinden-mezhepten, tabiî biraz da hali vakti yerinde Lübnanlı'ların takıldığı bir yermiş; öyle diyorlar.
Öyle olmasa, Suriye'den göçmüş sevimli bir çocuk, geceleri çiçek satmak için orayı mesken tutmazdı. Oralı bir gazeteci, "onu hepimiz tanırdık" diye tweet attı, "çoktan yatmış olması gereken saatlerde caddede çiçek satardı'. Ufacık hayatında, Beyrut'un eğlence yerlerinin çıkışında çiçek satarak dört yıllık bir "kariyer" yapan Suriyeli Faris, sevimli yüzüyle, gülümsemesiyle, belli ki pek çok insanın yüreğinde birtakım telleri titreştirmişti.
Faris niye konu oldu? Çünkü herhalde ailesi ne yaptı ettiyse Beyrut'ta tutunamadığından, memleketine döndü. Suriye'ye. Ordunun, YPG'nin, Burkan El Fırat'ın, DAİŞ'in çarpıştığı, durmadan değişen mevzilerde gencecik insanların can verdiği, kiminin cenazesinin Türkiye'ye gönderildiği Haseke'ye.
Öyle olmasa, Suriye'den göçmüş sevimli bir çocuk, geceleri çiçek satmak için orayı mesken tutmazdı. Oralı bir gazeteci, "onu hepimiz tanırdık" diye tweet attı, "çoktan yatmış olması gereken saatlerde caddede çiçek satardı'. Ufacık hayatında, Beyrut'un eğlence yerlerinin çıkışında çiçek satarak dört yıllık bir "kariyer" yapan Suriyeli Faris, sevimli yüzüyle, gülümsemesiyle, belli ki pek çok insanın yüreğinde birtakım telleri titreştirmişti.
Faris niye konu oldu? Çünkü herhalde ailesi ne yaptı ettiyse Beyrut'ta tutunamadığından, memleketine döndü. Suriye'ye. Ordunun, YPG'nin, Burkan El Fırat'ın, DAİŞ'in çarpıştığı, durmadan değişen mevzilerde gencecik insanların can verdiği, kiminin cenazesinin Türkiye'ye gönderildiği Haseke'ye.
9 Temmuz 2015 Perşembe
Türkiye bir küme daha düştü
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun şu tweet'lerini görünce dayanamadım:
"AK Parti Gençlik Kolları'nın bugüne kadarki MKYK üyeleri ve il başkanları ile vefa iftarında bir kez daha hamd ettim. Bir erdemliler ve gençlik hareketi olan AK Parti bu toprakların hem geçmişi hem geleceği. Rabbim bizi birlik ve beraberlikten ayırmasın."Hakikaten geçmişimiz geleceğimiz bu hareketin liderlerince şekillendiriliyor. Geçmişimizi mümkün en uçuk kolaj halinde bizzat Davutoğlu cisimleştirdi; dev eseriyle. Geleceğimiz de, bu defa akademik katkılarıyla değil, hükümet icraatıyla yüksek ateşte kavruluyor.
6 Temmuz 2015 Pazartesi
Şeytan kimin suretinde iş görüyor?
Medeniyet teorisyeni Başbakan Ahmet Davutoğlu, kendini yamaç aşağı yuvarlamaya devam ediyor. Yuvarlandıkça hızlanıyor, hızlandıkça yoluna çıkan her türlü tuhaf cisim bedenine yapışıyor, etrafını sarıyor. Fenası, gözlerini kapatıyor, onu göremez, düşünemez kılıyor.
İnsan böyle bir iktidarın has elemanlarından, akıl hocalarından olup da İstanbul'u mahveden "şeytanî yaklaşım"dan sözeder mi? Sözedildiğini duyunca öbür odalara, hattâ başka diyarlara, hattâ uzak coğrafyalara kaçması icap etmez mi?

İnanın, işin siyasî tarafından çok bu veçhesini merak ediyorum artık. Bunca yaygın çocuk kandırma pratikleri, zaman, mekân kavramlarını hiç eden yakıştırmalardan teorik zeminler inşa etmeler, açığa çıkması iki dakika sürmeyecek yalanlardan ve tarihin görüp göreceği en mesnetsiz hamaset çamurundan kuleler yapıp bunların üzerinden haykırmalar... Şüphesiz Davutoğlu'na has özelliklerden sözetmiyorum. Bir tür İslâmcı aklı; en olmayacak masallardan tarih üretmesi haydi yine bir nebze izah edilebilir; akıldan başka her şeyden beslenerek ve akıl dışında her yere hitap ederek varolmaya, kendini saydırmaya çabalıyor. Ve fakat bu akıl dışı bölge neresidir? İnsan denen varlığın hangi karanlık dehlizlerinde bunca mantık dışılık, bunca gerçek dışılık birikip birikip ortalama insanın idrak etmekte böylesine zorlanacağı neticelere yolaçıyor?
Hayır, şu son örneğe pişkinlik deyip geçemiyorum. Günlük siyasî düelloyu pek önemsiz kılacak derinliklerde teşhis ve tedavi sorunları var önümüzde.
İnsan böyle bir iktidarın has elemanlarından, akıl hocalarından olup da İstanbul'u mahveden "şeytanî yaklaşım"dan sözeder mi? Sözedildiğini duyunca öbür odalara, hattâ başka diyarlara, hattâ uzak coğrafyalara kaçması icap etmez mi?

İnanın, işin siyasî tarafından çok bu veçhesini merak ediyorum artık. Bunca yaygın çocuk kandırma pratikleri, zaman, mekân kavramlarını hiç eden yakıştırmalardan teorik zeminler inşa etmeler, açığa çıkması iki dakika sürmeyecek yalanlardan ve tarihin görüp göreceği en mesnetsiz hamaset çamurundan kuleler yapıp bunların üzerinden haykırmalar... Şüphesiz Davutoğlu'na has özelliklerden sözetmiyorum. Bir tür İslâmcı aklı; en olmayacak masallardan tarih üretmesi haydi yine bir nebze izah edilebilir; akıldan başka her şeyden beslenerek ve akıl dışında her yere hitap ederek varolmaya, kendini saydırmaya çabalıyor. Ve fakat bu akıl dışı bölge neresidir? İnsan denen varlığın hangi karanlık dehlizlerinde bunca mantık dışılık, bunca gerçek dışılık birikip birikip ortalama insanın idrak etmekte böylesine zorlanacağı neticelere yolaçıyor?
Hayır, şu son örneğe pişkinlik deyip geçemiyorum. Günlük siyasî düelloyu pek önemsiz kılacak derinliklerde teşhis ve tedavi sorunları var önümüzde.
Ne güzel komşumuzdun sen Devlet Bey...
Radikal, 02.07.2015
Hay Allah, muhayyel muhalefet ittifakının çelik halkası, müstakbel aydınlık, demokratik Türkiye'nin başlıca güvencesi Milliyetçi Hareket Partisi nasıl da demokrasi mücadelesine ihanet etti! O Devlet Bahçeli yok mu Devlet Bahçeli! Nasıl da AKP yancılığı yaptı! Halbuki halkımız MHP'den neler bekliyordu!..
Bildiğin Başbuğ (Führer) önderliğinde, devletin en karanlık ve kıyıcı derin hücreleriyle koordinasyon içerisinde örgütlenmiş bir parti olabilir, ne var? Memleketin çeşitli yerlerine kurulan komando kamplarında profesyonel dövüşçüler, katiller yetiştirilmiş, bunlar partinin saflarında ortalığa salınmış olabilir, sorun mu? Sokaklarda binlerce insan öldürmüş, Anadolu şehirlerinde Alevî katliamları tertiplemiş olabilirler, sakıncası mı var?
Yok. Niye? Çünkü Devlet Bahçeli onları sokağa salmıyor, bizi öldürtmüyor. Aferin! Kendilerini tebrik ediyoruz. Hakikaten, 1980 sonrasında şöyle ağız tadıyla bir elli-yüz kişi öldürdükleri katliam yok. (Bugün bir yıldönümünde daha kurbanlarımızı andığımız Sivas Katliamı doğrudan onların eseri değildi; muhtemelen büyük ölçüde, Sivas esas olarak BBP'li olduğu için.)
Kürtler ve TC'nin iki büyük handikapı
Radikal, 30.06.2015
Gerek Türkiye içinde gerekse etrafta meydana gelen onca değişim, herkesin kendini ayarlamasını gerektiren onca gelişme, çok hayatî iki düzlemde ufacık taşı bile yerinden oynatmadı. İlkin devlet katında, “Kürtler” lafı geçer geçmez devreye giren refleksler değişmedi. İkincisi, toplumun gerek dindar gerek seküler “çoğunluk”unda hissedilenler, -daha doğrusu, korkulanlar- onyıllar öncesindekinden pek farklı değil.
Oysa “Kürtler” diye bir başlık atarsanız bunun altını otuz sene önce yazdığınız metinle dolduramazsınız. On yıl önceki de uymaz; yetersiz ve ömrü dolmuş kalır. Suriye içsavaşı ve DAİŞ sonrası Ortadoğu koşullarında “Kürtler” başlığının altı bambaşka ölçütler, veriler, bilgiler ve öngörülerle doldurulmak zorunda. Hattâ, DAİŞ'in Kobanê'den püskürtülmesi ve Tel Ebyad'ın -Kürt-Arap müttefik kuvvetlerince- yeniden ele geçirilmesi sonrasında yazacaklarınız dahi öncesine göre farklı ifadeler, ilave bilgi ve öngörüler içermeli. Hele HDP'nin yüzde 13'ünden sonra!
1 Temmuz 2015 Çarşamba
Wikileaks - Afganistan'da Suudi parmağı
WikiLeaks'in ortaya çıkardığı belgelere göre, Suudi Arabistan'ın, Afganistan'daki Hakkani örgütüyle ilişkisi var. Hakkani örgütü, hakkında sık sık "Afganistan'daki en tehlikeli örgüt" gibi başlıklar gördüğümüz, güçlü bir teşkilat. Şu anda ABD ve Batılı kuvvetlere karşı büyük tehlike oluşturuyor, ancak örgütün kurucusu Celaleddin Hakkani, Sovyetler'e karşı savaş döneminde CIA için en gözde cihatçılardandı.
Washington Post'un haberine göre, Suudi Arabistan'ın Pakistan büyükelçisi, 2012'de örgütün malî işlerini yürüten Nasırüddin Hakkani ile görüşmüş. Hakkani görüşmede büyükelçiden, örgütün kurucusu, babası Celaleddin Hakkani'nin Suudi Arabistan'da tedavi görmesi için yardım istemiş. Suudi dışişleri belgesine bakılırsa, 2010'dan bu yana Birleşmiş Milletler terör listesinde yeralan örgütün kurucusu Celaleddin Hakkani'nin Suudi pasaportu var!
Washington Post, İslamabad"daki Suudi büyükelçiliğine ulaşmaya çalışmış, ancak oradan görüş alamamış. Afganistan yetkilileri de herhangi bir tavır belirtmemişler. Amerikalılar ise sadece ortaya çıkan belgeleri incelediklerini söylemişler.
Washington Post'un haberine göre, Suudi Arabistan'ın Pakistan büyükelçisi, 2012'de örgütün malî işlerini yürüten Nasırüddin Hakkani ile görüşmüş. Hakkani görüşmede büyükelçiden, örgütün kurucusu, babası Celaleddin Hakkani'nin Suudi Arabistan'da tedavi görmesi için yardım istemiş. Suudi dışişleri belgesine bakılırsa, 2010'dan bu yana Birleşmiş Milletler terör listesinde yeralan örgütün kurucusu Celaleddin Hakkani'nin Suudi pasaportu var!
Washington Post, İslamabad"daki Suudi büyükelçiliğine ulaşmaya çalışmış, ancak oradan görüş alamamış. Afganistan yetkilileri de herhangi bir tavır belirtmemişler. Amerikalılar ise sadece ortaya çıkan belgeleri incelediklerini söylemişler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

