1 Mart 2020 Pazar

Mart ayına girilirken İdlib'de durum

Serakib ile Neyrab'ın cihatçılarca yeniden ele geçirilmesi, TSK'nın İdlib güneyinde hava saldırısına uğraması, karşılık vermek üzere harekâta girişmesi ve birçok değişik yerdeki Suriye mevzilerini silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) vurması, Suriye ordusunun ilerlemesinin kesintiye uğraması, Serakib'in, dolayısıyla M-4 ile M-5'in kesişme noktasının yoğun Rusya bombardımanına rağmen Şam tarafından geri alınamayışı, Şam'ın İdlib güneyinde hızla ele geçirdiği toprakların bir kısmını da yeniden kaybetmesi... bu gelişmelerin ardından oluşan yeni haritayı, buradan bilgi alanları yanıltmamak için veriyorum. Savaş alanındaki gelişmeler çok hızlı, bunları ve TSK'nın hareketlerini blog'dan takip etmeye imkân yok. Yine de harita ulaşılabilir en son haliyle kalsın.

28 Şubat 2020 Cuma

TSK mevzisine hava saldırısı • Can kaybı çok

Sonunda korkulan oldu, hava saldırılarına karşı korunmasız halde savaş sahasında otuz küsur mevzi kuran TSK hava saldırısına uğradı, çok can kaybı var. Kayıpları açıklamak Hatay Valisi'ne düştü, Vali Rahmi Doğan, "dokuz şehit"le başladığı açıklamalarında kayıp sayısını bu satırların yazıldığı 03:00 sularında 29'a çıkarmış, "otuz altı da yaralı var hastanede" diye eklemişti. [ GÜNCELLEME / 03:50 / Vali: "33 şehit". ] Ankara, ya doğrudan Rusya jetlerinin yaptığı ya da Rusya'nın onayıyla gerçekleştirilen saldırıda Rusya'nın rolünü belirtmemeye, son günlerdeki daha ufak saldırılarda gördüğümüz gibi, özen gösterdi, Şam"ı suçladı. Haberler hızla akıyor, gelişiyor, buradan bunlara yetişmem mümkün değil. Sadece saldırının yeriyle ilgili yanlış bilgiyi giderme amacıyla haritayı güncelledim. Saldırı, birkaç gün arayla iki defa el değiştiren, halen yoğun çatışmaların sürdüğü Serakib-Neyrab civarında olmadı. Daha güneyde, Suriye ordusunun birkaç gündür kuzeye doğru hızla ilerlediği güney cephesine yakın, Maaret el-Numan'ın 15 km kadar kuzeybatısındaki Balyun (kimi yerde Bilyun olarak geçiyor) köyü yakınında meydana geldi. Haritada ayrıca bu saldırıya kadarki taarruz ve bombardıman durumu da kabaca, eğilimi belli edecek şekilde yeralıyor.

26 Ocak 2020 Pazar

İki TSK gözlem noktası daha kuşatma altında

GÜNCELLEME / 17 ŞUBAT / 17:50
Suriye ordusu, yoğun Rusya bombardımanı eşliğinde ilerlemesini sürdürüyor. Herakâtın hedefinin Afrin ile İdlib'in bağlantısını kesmek ve Türkiye sınırına ulaşmak, cihatçıların Türkiye'den ikmal yolunu da kesmek olduğu anlaşılıyor. TSK'nın Soçi Anlaşması'na uygun olarak kurduğu gözlem noktalarından ikisi daha, Suriye ordusu hatlarının gerisinde, yani kuşatma altında kaldı: Anadan ve Şeyh Akil. TSK ile Suriye ordusu arasında doğrudan çatışma veya karşılıklı ateş teatisi bugün akşamüstüne kadar görülmedi. Fırat'ın doğusunda, TSK Rusya ile bir süredir katılmadığı ortak devriyeye yeniden çıktı. Öyle görünüyor ki, TSK kuşatma altında gözlem noktalarıyla askerî yönden ilgilenmiyor. Çünkü değişik yerlerde kurduğu hareketli mevzilerin sayısı otuzu aşmış durumda.

GÜNCELLEME / 16 ŞUBAT / 02:00
Suriye ordusu ve milisler, Batı Halep'in cihatçıların elindeki parçasını almaya öncelik vermiş görünüyor. Türkiye'den gelip Bab el-Heva'dan İdlib şehrine uzanan ikmal yolunu kesme hedefi de bâki. TSK, Suriye ordusunun batıya ilerlemesini önleyecek şekilde mevzileniyor, ancak şu ana kadar ilerleme yavaşlamadı. Suriye'nin yeni yönelimi, daha ileriki aşamasında, Ankara'nın denetimindeki Afrin bölgesiyle İdlib'in orta ve güney bölgelerinin irtibatını kesmeyi hedefleyecek. "İdlib" diye anılan bölgenin gerçekte Batı Halep'ten meydana kuzeydoğu parçası üç yönden sarılı olduğundan, Suriye ordusunun burayı kısa zamanda ele geçirmesi mümkün görünüyor. Günün sürprizi, Suriye ordusunun güneyden yeni bir taarruza geçerek M-4 karayoluna yönelmesi oldu.

GÜNCELLEME / 14 ŞUBAT / 17:30
Suriye ordusu M-5 karayolunun denetimini bütünüyle ele geçirdiğini resmen açıkladı. Gerçi yola yakın birtakım yerleşim birimlerine cihatçıların karşı saldırısı ve zaman zaman birtakım mevzilerin el değiştirmesi yine görülüyor, ayrıca karayolu pek yakındaki cihatçı mevzilerinden yapılabilecek top ve roket atışlarına karşı hâlâ çok hassas, yine de, 7-8 km'lik kısmında bu hassasiyet özellikle büyük olsa da, tamamının ordu denetimine geçişi Suriye İçsavaşı'nda belirleyici bir viraj. Suriye ordusunun şu anda öncelikle hasımlarının Türkiye'den ikmal hattını (Bab el-Heva - İdlib) kesmeyi hedeflediği anlaşılıyor. Bunun için Etarib'i almak üzere ilerlemeye çalışıyorlar. Ancak Etarib'e TSK'nın da girip mevzi aldığı söyleniyor. Harita güncellemelerinde TSK'nın kurduğu mevzileri ve yığınak noktalarını belirtmiyorum, çünkü bunlar süratle değişebiliyor, yetişmem imkânsız. Şu andaki gidişat, Suriye ordusunun hareketine göre TSK'nın da konum aldığını gösteriyor ve bu gidişle maalesef sık sık doğrudan çatışma koşulları oluşuyor. Günün en önemli olayları, TSK'nın Reyhanlı'dan (TC topraklarından) Suriye ordusuna top ateşi açması ve TSK gözlem noktasının yakınından atıldığı ileri sürülen roketle Suriye helikopterinin düşürülmesi, pilotların (üç asker) ölmesi. Yani belki aslında 'zaten çatışılıyor' demek gerekli.

25 Aralık 2019 Çarşamba

Osman Kavala'nın avukatlarından duyuru

AÇIKLAMA / 25 Aralık 2019

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Aralık 2019 tarihli duruşmada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 10 Aralık 2019 tarihli kararında belirtilen, Osman Kavala'nın "derhal salıverilmesi" ve "TCK 312. maddede yeralan suçun unsuruna ait delillerin mahkeme dosyasında bulunmamasına" ilişkin kararını hiçe sayarak yeni bir HAK İHLALİNDE bulunmuştur.

AİHM kararlarının hukukî değerlendirmesini yapacak merci, tarafsız ve bağımsız Türk Mahkemeleridir, buna rağmen İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, sözkonusu kararla süreci geciktirmek adına bu yetkisini Adalet Bakanlığı'na devretmiştir.

Bu karar, hukuka aykırı olmasının ötesinde Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve uluslararası ceza hukuku prensipleri ile kurmaya çalıştığı bağları kopartacak niteliktedir.

Osman Kavala hakkında sürdürülen tutuklama kararının kaldırılmasına ilişkin AİHM kararında yer alan "derhal uygulanması" şerhi, Kişi Hak ve Özgürlükleri'nin korunmasına yönelik Anayasal bir zorunluluk olup kararların kesinleşmesine bağlı kılınamaz.

Kaldı ki, alınan kararların keyfîliği, hukukî bir hata ya da hakimin takdir yetkisi içerisinde değerlendirilemez.

Gelinen noktada, sözkonusu hukuka aykırı kararın adalet ve yargı sistemimizi içine düşürdüğü durum, iki yılı aşkın bir süredir tutuklu bulunan Osman Kavala'nın mevcut durumundan daha vahimdir.

Bu hukuksuz uygulamaya karşı Mahkeme Heyeti'nin reddi ve HSK'ya şikâyet gibi başvurular başta olmak üzere, tutukluluğun devamı kararına itiraz, Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi başvuruları ile Adalet Bakanlığı'na ivedilikle yapılacak başvurular tahtında hak arama yolundaki kararlılığımızı kamuoyunun bilgi ve dikkatlerine sunarız.

Osman Kavala Müdafîleri
Av. Dr. Köksal Bayraktar, Av. Deniz Tolga Aytöre, Av. İlkan Koyuncu

22 Aralık 2019 Pazar

İdlib • İkinci TSK gözlem noktası da kuşatma altında

GÜNCELLEME / 23 ARALIK / 22:00

Suriye ordusu, İdlib'in güneydoğusundan başlattığı ilerleyişi sürdürüyor. Carcanaz başta, birkaç yerleşim yerini daha ele geçiren ordu, günlerdir süren bombardımanlar sonucunda harabeye, sakinleri kaçmaya çalıştığından hayalet şehre dönüşen Maaret el-Numan'a 8-9 km yaklaştı. Şam'ın bugünkü hamlesinin Ankara açısından en riskli sonucu, aşağıda sözü edilen ihtimalin gerçekleşmiş olması: TSK gözlem noktalarından biri daha, Suriye ordusunun kuşatması altında kaldı. Surman'daki askerlerin dışarıyla karadan irtibatı kesildi. Şu soru kafaları kurcalamalı: En az iki gündür, bunun olacağı kesinlikle belliydi; neden hiçbir tedbir alınmıyor ve o askerler orada rehine gibi bırakılıyor? Yeni durumu gözeterek haritayı güncelledim. Aşağıdakini de burada bırakıyorum ki kıyaslayabilin. (Haritada, Suriye ordusunun son birkaç ayda ele geçirdiği yerlerin arasında iki kırmızı nokta var artık: Önce kuşatılan Morek'teki gözlem noktasıydı, şimdiki Surman'daki.)
_ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _ _

Rusya bombardıman uçaklarının ve kendi hava kuvvetlerinin (jetlerle bombardıman + helikopterlerden varil bombaları) desteğiyle ilerleyen Suriye ordusu, İdlib'in güneydoğusunda birçok köyü ardarda ele geçirdi, vilayetin -ve silahlı muhaliflerin- önemli yerleşim birimlerinden Maaret el-Numan'a 10-15 km kadar yaklaştı. Ordu ilerledikçe onun önünden kaçan ahali yeni bir mülteci dalgası meydana getiriyor. Türkiye sınırına dayanan mültecilerin sayısının yüz bine yaklaştığı bildiriliyor. Şam yönetiminin İdlib'i bütünüyle yeniden ele geçirmeyi hedefleyen harekâtının yürütülüşüne bakılırsa bu sayının milyona ulaşması sürpriz olmaz. Zira Rusya ve Suriye uçakları muhaliflerin "kalesi" gördükleri her yeri taş taş üstünde bırakmamacasına bombalıyor, yaşanamaz hale getiriyor, buna rağmen orada barınmaya çabalayan kalırsa o da üzerine doğru gelen ordunun eline geçmemek için yola düşüyor. Burada daha önce paylaştığım haritalardan sonuncusuyla şimdi verdiğim haritayı karşılaştırmak, işlerin nereye doğru gittiğine dair berrak fikir verecektir. (Haritaya tıklayın ki büyüsün!:)

Haritada dikkatinizi çekmek istediğim bir husus, Türk Silahlı Kuvvetleri gözlem noktalarının durumu. Suriye ordusu tarafından kuşatılmış kalan 9 no'lu gözlem noktasına (Morek) ilaveten, 8 no'lu Surman da kısa süre içinde kuşatılmış olacak. Stratejik önemdeki M5 karayolu üzerindeki Maar Hitat gözlem noktasının aynı duruma düşmesi de gün veya en fazla hafta meselesi. Bu gözlem noktası sonradan, Suriye ordusu İdlib'te harekâta başladığında kurulmuştu.

Suriye ordusu İdlib'deki cihatçı mevzilerini kuzeydoğu ve güneybatıdan da zorlamayı sürdürüyor. Lazkiye kuzeyinde sürdürülen, hedefi Cisr el-Şuğur olan operasyonlar bir türlü kalıcı başarı kaydedemiyor, ordu bu dağlık bölgede ilerleyemiyor, ancak tâciz ve taarruzu da durdurmuyor. Kabaca "İdlib" diye adlandırılan bölgenin gerçekte Halep vilayetinin parçası olan doğu ve kuzeydoğu kısmında da Suriye ordusunun zaman zaman atakları görülüyor, ancak bunlar ilerleme ve toprak kazanma hedefi güden kararlı operasyonlara dönüşmüyor.

3 Kasım 2019 Pazar

Osman Kavala'dan ikinci yıl mesajı

Keyfî tutukluluğunun ikinci yılında Osman Kavala'nın kaleme aldığı metin:

Silivri’de ikametimin ikinci yılı tamamlandı. Eşimin, ailemin ve tüm dostların desteğiyle bu eziyet dönemini en az hasarla geçirmeye gayret ediyorum.
 
Buradayken komşularımın, tanıdıklarımın tahliye edilmeleri karamsarlığımı hafifletiyor. Karşı komşum sevgili Eren Erdem’in tahliye olmasına çok sevindim. Bizim mahkemede üç celse gerçekleşti. Yapılan savunmalarda suçlamaların delile dayanmadığı, suçlananların şiddete yönelik hiçbir faaliyette bulunmadıkları, aralarında da örgütsel bir bağ bulunmadığı bence yeteri kadar açıklık kazandı.

Savunma avukatları, kurgusu, hukuk dışı yapılan telefon dinlemeleri ve ihbar mektuplarıyla, bu iddianamenin Gülencilikle suçlanan polis ve savcıların çalışmasına dayandığını ortaya koydular.

Bu iddianame adalete hizmet işlevini yerine getirmekten uzak; Gezi Protestolarına katılanları itibarsızlaştırmaya ve benim tutukluluğumu devam ettirmeye yarıyor. Bu iddianamenin savunulmasının yargıyı yanıltma yöntemlerine ve bunları üreten anlayışa onay verilmesi anlamına geldiğini düşünüyorum.

İddianamede temel deliller olarak kullanılan, ama delil niteliği taşımayan, hukuksuz biçimde elde edilmiş telefon konuşmalarıyla benim ve diğer suçlananların cezaya çarptırılmasının mümkün olmayacağını hakimlerin de gördüklerine eminim. Ancak, olsa olsa kısa tutuklamalar için geçerli olabilecek, tutuklama için kesin delil gerekmez akıl yürütmesi sonucu tutukluluğum uzatılmakta, yargılama sürecine paralel bir infaz gerçekleşmekte.

TBMM’de kabul edilen yargı reformu paketinin hazırlanış nedenlerinin en önemlisi yargısal tasarrufun meşruiyetine zarar veren temel hak ve özgürlüklere yapılan orantısız müdahaleler olarak açıklanmıştı. Kanaatimce tutuklama sürelerine sınır konması, bu vahim durumu gidermeye yetmeyecek, zira temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin meşruiyet zemininden uzaklaşmasının asıl nedeni tutuklama sürelerinin uzaması değil; tutuklama sürelerinin uzaması sorunun nedeni değil sonucu.

Sorunun kaynağında somut delil ortaya konmadan ağır suçlamaların yapılmasını, tutuklama ve mahkumiyet kararları verilmesini meşru gören bir tavır, hukuku araçsallaştıran bir anlayış bulunuyor.

Gerçek bir yargı reformu için kişi özgürlüğünün en temel insan hakkı olduğunun kabul edilmesi gerekir. Bu olursa, hiç kimsenin, hiçbir siyasetçinin ya da kamu görevlisinin, bu kutsal hakka keyfi olarak müdahale etme yetkisine sahip olmadığı anlaşılacaktır.

10 Ekim 2019 Perşembe

Osman'ın avukatları durumun vahametini anlattı

Gezi Parkı olaylarına ilişkin 8 Ekim 2019 Salı günü İstanbul 30’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava duruşmasında Osman Kavala'nın tutukluluğunun devamına karar verildi. Kararın açıklanması sonrasında bugün Kavala’nın avukatları tarafından bilgilendirme ve değerlendirme toplantısı düzenlendi. Toplantıya Av. Köksal Bayraktar, Av. Deniz Tolga Aytöre ve Av. İlkan Koyuncu katıldı.

Av. Köksal Bayraktar, mahkeme başkanının üçüncü kez değiştiğini ifade ederek şunları söyledi:

"Duruşmalardan önceki süreç farklı bir başkan tarafından yürütülüyordu. Silivri’de yapılan ilk duruşmada başkanın değiştiğini gördük. İkinci duruşmaya başkanlık yapan hakim Kavala için ara kararına tahliye edilmesi yönünde karar bildirmişti. Fakat üye iki hakim tahliyeye karşı çıktığı için Osman Kavala tahliye edilmedi. Daha sonra bu hakim de değişti ve bu kez üçüncü mahkeme başkanıyla karşılaştık.

7 Ekim 2019 Pazartesi

DAİŞ için yeni fırsat

DAİŞ’in (IŞİD) doğuşu ve yükselişini, yayılmasını, zaferlerini, dayandığı manevî-toplumsal tabanı, pratikte kurduğu ilişkileri, gördüğü desteği azıcık bilen, “süreci izleyen” herkes şu anda (Suriye'de ABD'nin, sınırdan çekilip Fırat'ın doğusunu Türkiye askerî harekâtına açma kararı ertesinde) dehşet içinde. Meselenin yalnız DAİŞ'le ilgili kısmına dair bir-iki şey söyleyeceğim; büyük ölçüde kayda geçsin diye. Dolayısıyla, militarist seferberlik eşliğinde yürütülecek kanlı seferin Türk ve Kürt halklarının gelecek kuşaklarının omuzlarına -mevcutlara ek olarak- nasıl korkunç yük bindireceğine, yani esas konuya burada girmiyorum.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “biraz abartılıyor” dediği DAİŞ’çi sayılarının abartılmamış hali bile bölgeye uzun yıllar kan kusturacak kadar. Çoğu derme çatma hapishane ve kamplardaki on binlerce DAİŞ’çiye ek olarak, yeraltında 20-30 bin militan olduğu tahmin ediliyor. Bunlar son zamanlarda sayısı giderek artan eylemler yapıyorlar ve kimi yörelerde yerel aşiretlerden-halktan -bazen gönüllü bazen zorunlu- destek bulabiliyorlar. DAİŞ'in yerel halktan destek bulması çoğu zaman konjonktürle de ilgili: yani başarı, desteğin yayılmasını getiriyor. SDG’nin elindeki 60-70 bin DAİŞ’çi “ailesi”nin başında, birkaç yüz muhafız var. Olası TC harekâtında savaşmak için güçlerini kaydırırlarsa -başka çareleri mi var?-, zaten kontrolu zor kamp ve hapishanelerden kitlesel firar olabilir -ki, bu DAİŞ’in uzmanlık sahalarından sayılır. Daha önce Irak'ta düzenledikleri kitlesel firar eylemlerinin örgütün tarihinde özel yeri var. Ayrıca, Ebubekir el-Bağdadi‘nin "firar edin" talimatı içeren son sesli mesajı üzerine DAİŞ'çilerin tutulduğu birçok kampta çeşitli girişimler görüldü. Örgüt bu işi çok daha ciddî tertiplemeye kalkışabilir. Olası operasyon zaten kanlı ve kaotik ortam yaratacak. SDG-YPG güçleri ile TSK ve Ankara'nın getireceği Suriyeli cihatçı güçleri arasındaki çatışmalara belki yerel Arap-Kürt kavgaları eklenecek. Bu esnada DAİŞ’in yine birtakım yörelerde denetimi ele geçirdiğini görebiliriz.

Ankara-Washington, daha doğrusu iki devletin başkanları arasındaki son telefon anlaşmasından sonra, DAİŞ'li tutuklular meselesinin nasıl halledileceğine dair telaffuz edilenler, kafamızı açmak yerine daha çok karıştırdı. ABD Başkanı Donald Trump, "biz onlarla savaştık, yüzde yüz yendik, tutukluları geldikleri ülkeler kabul etmiyor, bize de pahalıya geliyor, hem onlar sizin mahalleden, ne halt ederseniz edin" demeye getirdi. Erdoğan ise, "onları oradan nasıl derdest ederiz, ona bakıyoruz" gibi bir söz söyledi. 60 bin kadar tutuklunun bulunduğu kamp, "güvenli bölge" adı altında elkonacak bölgenin çok uzağında! "Derdest etmek" için oraya gitmeniz veya topraklarına girip savaşacağınız YPG ile anlaşma yapmanız, onların bu tutukluları getirmesini sağlamanız lazım. Akıl kârı mı? DAİŞ'lilerin sorumluluğunu üstlenmek hem bu bakımlardan hem de zaten genel olarak, nasıl mümkün olabilir?

Ankara muhtemelen, DAİŞ’in ilk yükseliş zamanlarındaki gibi bir “karşılıklı anlayış” ve işbirliği havasının egemen olacağını öngörüyor ve bu yeniden toparlanma aşamasında örgütün TSK ile karşı karşıya gelmeyi göze alamayacak oluşuna bel bağlıyordur. Ayrıca DAİŞ'in Türkiye topraklarındaki eylemlerinde, adalet ve demokrasi için meydanlara çıkanlar, solcular, mitinge veya düğüne gelmiş Kürtler, lüks eğlence yerinde yılbaşı kutlayan küffar tayfası can veriyor, iktidar koalisyonu destekçilerinin burnu kanamıyor; DAİŞ'in yeniden yayılması, etkinleşmesi tehlikesi belki bu yüzden de Ankara'daki muktedirleri o kadar rahatsız etmiyordur.

Sonuç olarak, DAİŞ meselelerine yakın herkesin endişesi aynı: dünya DAİŞ'in yeniden yükselişini izlemeye ve sonuçlarına katlanmaya hazırlanmalı. ABD Başkanı, "bize ne" diyor, "onların hepsi çok uzakta". Yanlış sayılmaz. Fakat bönce. El-Kaide de Afganistan'ın dağlarındaydı, New York'u kalbinden vurabildi. Sebebi coğrafî uzaklık da ideolojik-pratik yakınlık da olsa, DAİŞ gibi bir örgütün yeniden yükselişinden zarar görmeyeceğini sanmak akıllı mantıklı hiçbir devlet yöneticisinin yapacağı iş değil. Fakat işte, bize de bu akıl mantık uzak; "coğrafî" bakımdan.

2 Ağustos 2019 Cuma

Nursultan toplantısı - Absürd durumlar

Kazakistan'ın başkenti Nursultan'da (eski Astana) yeni (on üçüncü) Rusya-İran-Türkiye "yüksek düzeyli" toplantısı. Bu defa Irak ile Lübnan da gözlemci statüsünde Suriye (özel olarak İdlib) konulu toplantıdaydı.

"Alınan kararlar" başlığı altında sıralanacak hayatî, beklenmedik şeyler yok. Dışişleri'nin açıkladığı sonuç metninde daha çok temenniler yeralıyor, diyebiliriz. Müstakbel Anayasa komitesine dair ifadeler ilk bakışta göründüğünden önemli olabilir. Bazı noktalarsa tek kelimeyle absürd bir müsamere manzarası yaratıyor.

1. Üç devlet, "Soçi Mutabakatı"na bağlılıklarını teyit ettiler. Yani İdlib'te cihatçı bölgesiyle Suriye ordusu mevzileri arasında 20 km'lik askerden-ağır silahtan arındırılmış bölge hedefi geçerli. Ötesi de: İdlib'te "gerginliği azaltma bölgesi statüsünün muhafazası" da öngörüldü. Dolayısıyla Suriye ordusunun bölgeyi bütünüyle ele geçirmeye yönelik harekâtına üçlü toplantıdan onay çıkmamış, aksine, TC gözlem noktalarının varlığı ve cihatçı gruplar üzerindeki Ankara himayesinin devamı yeniden tanınmış oldu. Peki bunun fiilen geçerliliği var mı?

23 Temmuz 2019 Salı

İdlib'i merak eden varsa...

Türkiye Cumhuriyeti'ne ait olmadığı halde behemahal olacağı varsayılan ve plaka numarası tartışılan başka ülke topraklarından biri, eskisi gibi iştahla, ihtirasla mevzu edilmiyor. Sebebi belli: büyük kısmını oluşturan eyaletin adıyla anıp kabaca "İdlib" dediğimiz, esasında Halep'in batı, Hama ve Lazkiye'nin kuzey bölgelerini de kapsayan Suriye toprakları, Rusya ve Suriye uçakları ve helikopterleri tarafından yerle bir ediliyor, Ankara'dan da herhangi bir itiraz yükselmiyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre, iki günde hayatını kaybedenlerin sayısı, Suriye askerleri ve milisleriyle birlikte yüzü geçti. En çok can kaybı, silahlı cihatçılarla Suriye ordusu arasındaki sözde askersiz-silahsız kuşakta meydana geliyor. Bu kuşağın silahlı güçler ve ağır silahlardan arındırılması konusunda varılan ama yüzde biri bile uygulanamayan Soçi anlaşmasına atfen kuşak, SOHR’un haberlerinde “Putin-Erdoğan bölgesi” diye adlandırılıyor, haberler, “Putin-Erdoğan bölgesinde dün de şu kadar kişi öldürüldü” diye veriliyor.

Bu defa uzun uzun bilgi aktarmayacağım, yalnız son yirmi dört saat içerisinde bombalanan yerleri (mor daireler) gösteren bir harita sunuyorum. Üstüne bir şey söylemek de anlamlı olmayacaktır. Her zamanki gibi, üstüne tıklayarak haritayı büyük görebilirsiniz.

17 Mayıs 2019 Cuma

Lur Kaghak (Sessiz Şehir)

Vomank grubu için bir klip yaptık. Gençer Yurttaş (Instagram'daki fotoğraflarını tavsiye ederim) ile birlikte çektik, grup üyeleri de çekim ekibi gibi çalıştı. Birlikte güzel vakit geçirdik, çekim arasında terasta mangal bile yaptık. Ortaya çıkandan da hep birlikte memnun kaldık. Yani bunca felaketin ortasında güzel bir çalışma zamanı geçirdik, içine beraber eğlenmeyi de katabildik ve güzel olduğunu düşündüğümüz bir klip ortaya çıkardık.



Parça, Vomank'ın "Panalik" albümünden: Lur Kaghak. Türkçesi: Sessiz Şehir. Parçanın sözleri şöyle:
Yalnız ve sessiz gece yarısında
Sorularla, uykusuz, tatsız,
Geri dönmeni bekliyorum,
Çabuk gel...

Binlerce sorunumuz var kavga etmek için,
Binlerce yara verdik birbirimize,
Keşke aniden gelseydin
Ve unutsaydık hepsini...

Yalnız ve sessiz gece yarısında,
Hikayemize inanarak,
Geri dönmeni bekliyorum,
Çabuk gel...

Binlerce sorunumuz var tartışacağımız,
Sonsuz yaralar; onaracağımız,
Keşke aniden gelseydin
Ve unutsaydık hepsini...

Birer birer sayalım yıldızları,
Yarın doğmasın güneş,
Yalnız biziz, yalnız biz
Bu sessiz şehrin sahipleri...

Yalnız ve sessiz gece yarısında,
Kediler bile uykuda,
Sokak lambaları da sönecek
Çabuk gel...

Sorunlarımız var hala çözeceğimiz,
Ve öpüşmek için nedenlerimiz,
Keşke aniden gelseydin
Ve başlasaydı herşey...

Birer birer sayalım yıldızları...
Vomank (Kimileri) hakkında bilgi ve grubun başka marifetleri ve parçaları için sitelerine göz atabilirsiniz.

8 Mayıs 2019 Çarşamba

İdlib Harekâtı sonunda tam gaz başladı

Değerli okurlar, kendi siyasî depremimizden ötürü ilgilenmezsiniz diye Suriye-İdlib’teki gelişmeleri aktarmakla uğraşmıyorum. Orayı izleyen başkaları da, gördüğüm kadarıyla, muhtemelen aynı nedenle, böyle yapıyor. Halbuki bir dönemin en can alıcı konusu olan “İdlib operasyonu” (Rusya-Suriye-İran ve milislerin ortak harekâtı) başladı ve var hızıyla sürüyor. Şu ana kadar olana dair çok kaba ve kısa izlenim aktarayım. Kayda değer fizikî gelişme olur ve güvenilir bilgiler edinebilirsek yeni harita da yaparım. (Yayımladığım son harita için şuraya bakabilirsiniz. Yaklaşık iki ay öncesine ait, ama şu andaki haberleri izlerken yine de yararı olur.)

Görünen o ki, silahlı muhalif örgütler İdlib’in güneyini beklenenden kısa sürede kaybedecek. Genel olarak "İdlib" diye adlandırdığımız, Halep vilayetinin batısı, Hama vilayetinin kuzeyi ve Lazkiye vilayetinin kuzeyinden parçaları da kapsayan bölgenin doğu ve kuzeydoğusundan hava akınları, güney ve güneybatıdan hem hava bombardımanları hem kara harekâtı sürdürülüyor. Suriye ordusu ve milisler, güney ve güneybatıdan, mevzi kazanarak ilerliyor ve silahlı muhalifler açısından stratejik çeşitli yerleşim birimleri arasındaki bağlantıları kesiyor. Toprak denetimi ufaktan el değiştirmeye başladı. İlk elde, hem cihatçıların önemli karargâh ve mevzilerinden olan hem M5 karayolu üzerinde bulunan Han Şeyhun'un alınmasının hedeflendiği anlaşılıyor. Uçaklar ayrıca hem uluslararası karayolundaki (M5) kontrol noktalarını hem de batıda, Lazkiye sınırında, Cisr el-Şuğur yakınındaki cihatçı mevzilerini vuruyor.

TSK gözlem noktalarından ikisi doğrudan bombardıman ve çatışmanın göbeğinde. Zaten Suriye ordusu ve milisler ikisinin arasından ilerliyor. Üçüncüsü de çatışmanın ortasında kalmak üzere. “Silahtan arındırılmış bölge” vs. öngören Ankara-Moskova anlaşması fiilen bitti. Şu ana kadar 120 bin kişi yollara düştü, göç büyüyecek. Bazı işaretler, Türkiye'de İdlib'ten yeni bir mülteci akınına ilişkin hazırlıklar yapıldığı izlenimi uyandırıyor.