Rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rusya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2019 Salı

İdlib'i merak eden varsa...

Türkiye Cumhuriyeti'ne ait olmadığı halde behemahal olacağı varsayılan ve plaka numarası tartışılan başka ülke topraklarından biri, eskisi gibi iştahla, ihtirasla mevzu edilmiyor. Sebebi belli: büyük kısmını oluşturan eyaletin adıyla anıp kabaca "İdlib" dediğimiz, esasında Halep'in batı, Hama ve Lazkiye'nin kuzey bölgelerini de kapsayan Suriye toprakları, Rusya ve Suriye uçakları ve helikopterleri tarafından yerle bir ediliyor, Ankara'dan da herhangi bir itiraz yükselmiyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne (SOHR) göre, iki günde hayatını kaybedenlerin sayısı, Suriye askerleri ve milisleriyle birlikte yüzü geçti. En çok can kaybı, silahlı cihatçılarla Suriye ordusu arasındaki sözde askersiz-silahsız kuşakta meydana geliyor. Bu kuşağın silahlı güçler ve ağır silahlardan arındırılması konusunda varılan ama yüzde biri bile uygulanamayan Soçi anlaşmasına atfen kuşak, SOHR’un haberlerinde “Putin-Erdoğan bölgesi” diye adlandırılıyor, haberler, “Putin-Erdoğan bölgesinde dün de şu kadar kişi öldürüldü” diye veriliyor.

Bu defa uzun uzun bilgi aktarmayacağım, yalnız son yirmi dört saat içerisinde bombalanan yerleri (mor daireler) gösteren bir harita sunuyorum. Üstüne bir şey söylemek de anlamlı olmayacaktır. Her zamanki gibi, üstüne tıklayarak haritayı büyük görebilirsiniz.

13 Mart 2019 Çarşamba

İdlib'te yoğun bombardıman başladı

Rusya: HTŞ'nin silah depolarını Türkiye ile koordinasyon içerisinde vurduk

Suriye Savaşı'nın son iki perdesinde, İdlib ve "Fırat'ın doğusu"nda oyun yavaş yavaş kızışıyor. Fırat'ın doğusu daha çok diplomatik ve siyasî manevraların konusu olurken, İdlib'te Suriye ordusunun sabırsızlandığı, şimdiye kadar Rusya'nın durdurduğu geniş çaplı saldırı başlıyor. Bir anda dört koldan girişilecek bir saldırı olmayacağa benziyor. Bir-iki haftadır Suriye topçusunun zaman zaman dövdüğü yerleşim birimleri ve silahlı muhalefet (ağırlıkla Heyet Tahrir el-Şam) mevzileri artık daha yoğun ve sürekli ateş altında.

Suriye jetleri bugün sahnede daha fazla göründüler. Özellikle M5 ve M4 karayollarına yakın muhalif mevziler yoğun şekilde bombalanıyor. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne (SOHR) göre ardarda 12 hava akınına hedef olan, tam 60 roketin atıldığı hedefler var, başka kaynaklara göre 81 karadan karaya füzeyle vurulan, yangın bombalarıyla yakılan yerler var. Bu arada TSK zırhlı araçları, ÖSO'cuların eşliğinde devriye gezmeye başladı ve Rusya+Suriye bombardımanlarına hedef olmaktan korkan halk tarafından belli ki büyük beklentiyle karşılandı. İlişikteki haritada, TSK gözlem noktaları ve Suriye bombardımanının hedef aldığı yerler var. Harita (büyük görmek için üzerine tıklayın), fazlasıyla riskli bir manzaraya işaret ediyor.

[ GÜNCELLEME / 21:30 ]
Rusya savaş uçakları bugün İdlib üzerinde yoğun faaliyet halindeydi. İdlib'te pek çok hedefi vurdular. On kadar ölünün, onlarca yaralının olduğu ileri sürülüyor. İdlib'in doğusundaki bir kamp -muhaliflere göre mülteci kampı- da vuruldu, orada da çok yaralı var, haberlere göre. Üç Rusya savaş uçağı sadece İdlib şehrinin batı kesimindeki dış mahallelere ondan fazla akın yaptı. Yine Rusya jetleri, İdlib şehir merkezinde, hapishanenin bulunduğu bölgeye sekiz akın yaptı. Hapishane binası sıkı hasar görmüş olmalı ki, "onlarca" (seksen kadar) tutuklu ve mahkûm buradan kaçmayı başardı. Kimi koşar adım, kimi hızlıca yürüyerek, ellerinde torbaları, yol kenarından uzaklaştılar, videoları var. Bazı tutuklu ve mahkûmların da hava saldırılarında can verdiği bildiriliyor.

Rusya Savunma Bakanlığı'nın açıklaması işlerin bundan sonraki gidişatını ve Ankara'nın HTŞ başta, silahlı muhalefetle ilişkisini temelden etkileyecek nitelikte. Rusya Savunma Bakanlığı, "HTŞ'nin silah depolarını vurduk ve bunu Türkiye ile koordinasyon içerisinde yaptık," dedi! Bunu iktidar propaganda aygıtından Daily Sabah'ın da aynen böyle aktarması, durumun ciddiyetini artırıyor.

20 Eylül 2018 Perşembe

İdlib'te beklenmedik teneffüs

İdlib'e Rusya destekli Suriye ordusu ve müttefiklerinin büyük taarruzu başlayacakken, Soçi Anlaşması ile, Ankara İdlib'teki uzlaşır-uzlaşmaz, cihatçı veya değil, bütün silahlı grupların bir nevi sorumluluğunu aldı ve 15 Ekim'e kadar bazı şartları oluşturmayı taahhüt etti. Bunları ve doğabilecek sorunları ve sonuçları P24'teki yazımda ele aldım. İdlib'i yakından izlemeyi sürdürüyorum. Aşağıdaki yazıya iliştirdiğim haritadan, bombardıman alanlarını -şimdilik!?- dikkate almaksızın yararlanabilirsiniz.

5 Şubat 2018 Pazartesi

Rusya basınında Ankara'yı suçlayıcı iddialar

Rusya basınında, İdlib'te düşürülen Rus uçağıyla ilgili olarak Türkiye'yi sorumlu tutan beyanlar bol. Aşağıda aktaracağımı, P24'teki yazıma ek olarak okuyabilirsiniz.

Rusya'nın resmî olmayan sözcüsü Sputnik'in internet sitesi, Kommersant gazetesinin derleme haberini aktarırken şu başlığı attı: "Kommersant: İdlib'de vurulan Su-25, Türkiye'nin verdiği garanti nedeniyle alçak irtifada uçmuş olabilir".

Sonra da gazeteden şu satırları aktardı:

"...Bu, Rusya'nın Suriye'de operasyona başladığı tarihten bu yana cihatçılar tarafından vurulan ilk Rus uçağı oldu. 'İgla' tipi MANPAD'lerin 5000 metre irtifadaki hedefleri vurabildiğini göz önünde bulunduran uzmanlar, Su-25'in yaklaşık 4000 metre irtifada uçmasının soru işaretleri doğurduğunu kaydetti.

Kommersant'a konuşan kaynaklardan biri, Su-25'in bu irtifada uçmasının nedeninin Türkiye'nin bu bölgede güvenlik garantisi vermesi olduğunu söyledi. İdlib'deki gerilimi azaltma bölgesini Türkiye'nin kontrol ettiğini anımsatan kaynak, 'Uçuş görevi planlanırken bu garanti esas alınmış olabilir. Cihatçıların elinde MANPAD bulunduğu son ana kadar teyit edilmedi ancak artık Rusya Hava-Uzay Kuvvetleri, bu durumu da hesaba dahil etmeli' yorumunu yaptı..."

Türkiye-Rusya Araştırmaları Merkezi kurucusu Aydın Sezer'le Medyascope'ta yapılan söyleşiyi izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

7 Mayıs 2017 Pazar

"Yeni kaynak", biz, ajansımız, merkezimiz...

Bazen neyin ne olduğunu anlamak için ille gerçeğin peşinde koşmak gerekmiyor. "Kurmaca"nın peşinde koşmak da aydınlatıcı olabiliyor. Sputnik Türkiye'nin aşağıdaki haberini noktasına virgülüne dokunmadan aktaracak ve üstüne tek laf etmeyeceğim. Han Şeyhun kimyasal silah saldırısı olayına dair kişisel kurcalamamı nihaî olarak bitirdi bu haber. Buyurun, beraber okuyalım, bakalım siz ne düşüneceksiniz:
Yeni kaynak, Suriye'de kimyasal saldırı propagandası için kurmaca çekimler yapıldığını doğruladı

15:08 04.05.2017(Güncellendi 21:24 06.05.2017)

Diğer bazı Rus medya organlarının yanı sıra ajansımız, askeri kaynaklara dayandırdığı haberinde, Katar'ın Al Jazeera televizyonunun İdlib bölgesinin Serakab, Eriha ve Cisr el-Şugur köylerinde, Suriye ordusunun yeni bir kimyasal saldırı düzenlediğini gösteren kurmaca çekimler yaptığını bildirmişti.

Elde edilen bilgiye göre kurmaca video, sipariş edenler Avrupa ülkelerinden birinde bulunuyor. Bu bilgi, cuma günü diğer kaynaklardan doğrulanmadı.

'KURMACA ÇEKİMLER YAPILDIĞI BİLDİRİLDİ'

Ancak cumartesi günü Rusya'nın Suriye'deki ateşkes izleme merkezi, yerel sakinlerin ve muhaliflerin, İdlib bögesinde 'kimyasal' saldırı sonucuna dair kurmaca çekimler yaptığını bildirdiğini aktardı.

Çekimlerde El-Kaide operatörlerinin danışman olarak görev yaptığı belirtildi.

15 Nisan 2017 Cumartesi

Gaz saldırısı-Rusya • "Göz yummadık, katılmadık"

Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nde (OPCW) Rusya adına bulunan Daimi Temsilci Aleksandr Şulgin, Han Şeyhun gaz saldırısı konusunda Rusya'nın tavrına ışık tutabilecek sözler etti. Sputnik'in haberine göre, Şulgin, "Suriye'deki trajik olaylara müsamaha gösterdiğimiz, hattâ kimyasal silahla işlenen suça katıldığımız yönündeki suçlamaları şiddetle reddediyoruz," diye konuştu. OPCW İcra Konseyi'nin acil toplantısında konuşan Şulgin, kimyasal saldırıdan haberdar olduklarına dair iddia için, "Bu düpedüz yalan," dedi.

Şulgin'in "trajik olaylar" demesi normal, çünkü Rusya El-Kaide'cilere ait kimyasal silah deposunun vurulduğunu, gazın buradan sızdığını iddia etmişti. Fakat "müsamaha göstermek"ten sözedince işler değişiyor. Burada müsamaha, açık ki, Esad'ın gaz saldırısı yapmasına göz yummak anlamına geliyor. Suçlandıkları şey bu, buna cevap veriliyor. Şulgin de "bunu yapmadık" demiş oluyor. Devamını da "kimyasal silahla işlenen suçlar" diye getiriyor. "Katılmadık" diyor. Oysa resmî versiyona göre zaten katılabilecekleri bir eylem sözkonusu değil. Ancak cihatçıların kimyasal deposunun bombalanmasına katılmış olabilirler. O zaman bütün bu lafların edilmesi gerekmez.

Rusya'nın olaydaki konumu-tavrı, saldırının failine ilişkin güçlü karine oluşturduğu için hayatî.

Şulgin'in sözlerini, Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov'un geçenlerde aktardığım demecine bağlı olarak okumak ilginç olur: "ABD-Suriye • Kremlin sözcüsü ne demek istedi?"

Bu haftaki P24 yazımda da Rusya'nın konumuna ilişkin kısımlar var: "Han Şeyhun gaz saldırısı - 2"

13 Nisan 2017 Perşembe

"Sen önüne bak yavrum"!

Han Şeyhun gaz saldırısı, birkaç ayrı kulvarda gelişmelere yolaçacak gibi görünüyor. Bunlardan biri, Ankara-Moskova ilişkileri. Bu alandaki bir-iki ufak işarete göz atmak, Türkiye’nin, özellikle dış ilişkiler alanında nasıl acemice, nasıl idraksizce, nasıl bodoslama yönetildiğini anlamak bakımından yararlı.

Bakın, bir-iki olayı ardarda dizince nasıl bir manzara ortaya çıkıyor:

Merkezi Lahey’de (Hollanda) bulunan Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nden (OPCW) uzmanlar Türkiye’ye geldi. Görevleri, Han Şeyhun saldırısında kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını tesbit etmek. (Kimin kullandığını değil!) Kurbanlardan alınan örnekleri ve başka verileri inceleyecekler, üç-dört hafta içerisinde hükme varacaklar.

Türkiye Cumhuriyeti’nde yetişmiş insanlar olarak bu son derece gereksiz ve saçma vaziyet karşısında infiale kapılmak hakkımız: Daha neyi araştıracaklar? Biz, tarafımıza göre, kimin attığından bile eminiz. Yalan yanlış bin türlü delilimiz var. Fakat zaten bizim delile de ihtiyacımız yok.

Ne yazık ki işler böyle yürümüyor. Çünkü uluslararası düzeyde otoritesi ve tarafsızlığı kabul edilmiş uluslararası kurallar, usûller, örgütler var.

Ve şu anda şu dünyada eğer bir devletin yetkililerinin şuursuzca ortaya atlamayıp bu uluslararası teamüllere işaret etmesi gerekiyorsa, her şeyden önce kendilerinin hayrınaysa, o bizimkidir.

Bu yüzden de, TC sağlık bakanının, son derece nazik ilişkilerin pamuk ipliği üzerinde yürütülebildiği Rusya yöneticilerinin gözünün içine baka baka, “Han Şeyhun’da sarin kullanıldığı kanıtlandı” açıklaması yapması, Moskova’da birilerinin sandalyelerinden düşmesine falan yolaçıyor.

Bunlar yerlerine tekrar oturduklarında muhtemelen öfkelerini yatıştırmış, üç sonraki adımı tasarlıyor oluyorlar, biz de dışişleri bakanının bitirim yeni yetme tarzı yeni demecini hazmetmeye uğraşıyor oluyoruz.

Sonra birden, nasıl aşağılandığını bile anlamadan aşağılanıyorsun. Rusya Dışişleri Sözcüsü Maria Zaharova, haftalık olağan basın toplantısında, hiç ama hiç olağan olmayan bir tavır takınıyor, “sen önüne bak yavrum” demeye getiriyor. Zaharova’ya TC sağlık bakanının “sarin kullanıldı, kesin” açıklaması soruldu. Sözcü önce, bu konudaki tesbiti Türkiye’nin değil Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün yapması gerektiğini hatırlattı. “Bence,” diye devam etti, “Türkiye sağlık bakanlığı, turizm sezonu öncesinde deniz sularının analizi, turizm belgelerindekiler de dahil olmak üzere gıda ürünlerinin kalite kontrolu ile uğraşmalı.”

Kesiveririz turistinizi! Rus uçağını düşürdükten sonra düşülen durum ders olmadı. Hiçbir şey ders olmuyor. İdrak yetmiyor.

8 Nisan 2017 Cumartesi

ABD-Suriye • Kremlin sözcüsü ne demek istedi?

"Moskova'nın uluslararası yayın organı" diye tanımlanan RT, dün (6 Nisan) bir haber yayımladı. Haberin başlığı şuydu: "Peskov: Moskova'nın Şam'a desteği 'şartsız değil', Esad Rusya'nın emirleriyle hareket etmiyor".

Haberin, bu başlığın çıkarılmasına yolaçan ilk kısmı şöyleydi:
Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, AP'ye, Suriye krizini çözmek için Rusya'nın Başkan Beşar Esad yönetimine verdiği desteğin "şartsız olmadığını" söyledi, Moskova'nın, Esad'a emirler verip bunlara uymasını bekleyemeyeceğini ekledi. Rusya ve Suriye yönetiminin "bir işbirliği, görüş alışverişi ve karşılıklı tam destek ilişkisi" için anlaşmış olduğunu belirten Peskov, iki devletin ilişkisinin hiyeyarşik olmayıp eşitler ilişkisi olduğuna dikkat çekti. Sözcü, Moskova'nın Şam'a desteğinin şartsız olmadığını, "bugünün dünyasında şartsız destek mümkün değildir" sözleriyle ifade etti, şöyle dedi: "Moskova'nın, Bay Esad'ı Moskova'da her ne isteniyora onu yapması için ikna edebileceğini söylemek doğru değil". Peskov, Moskova'nın Şam'ın eylemlerini yönetebileceği yollu varsayımlar için, "Tamamen yanlış," dedi. Peskov'un sözleri, Suriye'nin İdlib vilayetinde onlarca insanın hayatına mal olan, kimyasal silah saldırısı olmasından şüphelenilen olayın hemen iki gün üstüne geldi.
Sizce böyle bir demeç niye verilmiş olabilir? Ve niye böyle sunulmuş olabilir?

17 Mart 2017 Cuma

Ankara Ahrar ile ne yapacak?

Türkiye'nin "Suriye politikası", hepimizin gözleri önünde cereyan eden ama yetkililerin, hakkında konuşmaktansa havaya bakıp ıslık çalmayı yeğlediği süreç sonucunda, Rusya'dan alınacak-alınamayacak icazete tâbi hale geldi. Bunun ilk sonucu, Esad'ı devirme hedefinden vazgeçilmesi. Nitekim bu, iktidar propaganda aygıtının en militan organından bile açıkça telaffuz edildi, Esad'la masaya oturulabileceği söylendi.

Ahrar el-Şam, Suriye silahlı cihatçı muhalefetinin en önemli örgütü. Cihatçı olmayan muhalif kesimlerle de iyi geçinmeye, kapsayıcı olmaya çabalıyor, kendini "ulusal" çerçevedeki hedeflere bağlı, bütün ülke için çözüm düşünen, ulusal bir örgüt olarak sunmaya gayret ediyor. Nitekim son açıklamada da, "Ahrar Şam olarak tek derdimiz, Suriye devriminin ilkelerini korumak, özellikle de halkımızın özgürlüğünü ve izzetini kazanmak," diyorlar. Ancak, yakın zamanda içerisinden çıkan bir grubun El-Kaide'ye katılmasının, Ahrar'ın bir önceki liderinin hâlihazırda Heyet Tahrir el-Şam'ın başında olmasının da gösterdiği üzre, bütün bunlar hayli tartışmalı, sallantılı, bulanık mevzular.

Halen Ahrar'ın başında, hemen her yerde "Türkiye yanlısı" olduğu belirtilen, pek çok yerde de "Ankara'nın adamı" olarak anılan Ebu Ammar el-Ömer var. Ebu Ammar, "Suriye Devrimi'nin altıncı yılı" dolayısıyla bir konuşma yaptı, örgütün hedeflerini, güncel siyasî konumunu açıkladı. Ahrar'ın Türkçe Twitter hesabından madde madde özetlenerek duyurulan açıklamada Ankara'yı zora sokacak noktalar var. Bakalım, tercüme edelim:

30 Aralık 2016 Cuma

Rusya'ya göre ateşkesi kabul eden örgütler

Suriye'de, kimsenin pek uzun süreceğine ihtimal vermediği bir yeni ateşkes süreci, 29 Aralık'ı 30'una bağlayan geceyarısı (TSİ 01:00) yürürlüğe girdi. [ EK / 02:46 / İlk çatışmaların yeniden başladığına dair iddialar duyulmaya başlandı! ] Bu anî gelişmede Türkiye'nin rolü olduğu belli, ama atekesin Rusya'nın inisiyatifiyle yürürlüğe sokuluş tarzı, Ankara'nın şimdiye kadar sıkı fıkı olduğu cihatçı silahlı örgütlerle bundan sonrası için nasıl bir ilişki öngördüğü konusunda muğlaklık yaratıyor.

21 Ekim 2016 Cuma

Fırat Kalkanı, Kürtlere yöneldi,
yeni "hava krizi" kapıda

Fırat Kalkanı Harekâtı'nın amaçları konusu gün geçtikçe ilginç boyutlar kazanıyor. Esas hedef "güvenli bölge" oluşturmaksa amaçların bulanıklaştığını, yok eğer, bütün maksat Kürtlerin etkinlik alanını kısıtlamaksa bunların giderek netleştiğini söyleyebiliriz. Şu anda görünür gündelik somut hedef, öyle anlaşılıyor ki, YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) ilerleyişini durdurmak ve onlara olabildiğince fazla zayiat verdirmek. TSK desteğinde hareket eden Suriyeli silahlı muhalif grupların bu şekilde, ülkeleriyle ilgili hedeflerini bir yana bırakıp bütünüyle Ankara'nın gündelik askerî hedeflerine tâbi davranmaları başlı başına ilgi çekici bir mevzu, o da ayrı.

[ EK / 17:30 / FIRAT KALKANI'YLA HALEP'E DOĞRU MU? • Ankara'nın desteklediği silahlı gruplardan Nureddin el-Zengi Tugayları ve Feylak el-Şam, hem de Fırat Kalkanı Harekâtı'nı ismen zikrederek, "yeni safha"ya geçileceğini, Suriye ordusunu kuşattığı Doğu Halep'ten püskürteceklerini ileri sürdüler. TSK destekli grupların, Fırat Kalkanı ile ele geçirilmiş bölgeden hareket edip Suriye ordusuyla çarpışmaya girmesi halinde neler olur, düşünmek bile ürpertici. Üstelik böyle bir harekâtın, İdlib'den Fetih Ordusu'nun Halep'e doğru girişeceği bir operasyonla birlikte yürütüleceği iddiaları da var. Kimileri, böyle bir durumda Türk ordusunun Halep'e ilerleyecek ÖSO'cuları açıktan desteklemeyeceğini söylüyor. Ancak bu, Ankara'yı işin dışında tutmaya yetecek mi? Provokasyonun bu kadarı göze alınacak mı? ]

ŞAM'IN UYARISI, MOSKOVA'NIN TAVRI • 19-20 Ekim gecesi, gözde medya tabiriyle "bir ilk yaşandı", Türk jetleri ve topçusu, Fırat Kalkanı Harekâtı'nın başlamasından bu yana ilk defa Efrin Kantonu'nu, SDG güçlerini doğrudan hedef aldı. Böylece TC savaş uçakları Suriye hava sahasına "DAİŞ'le mücadele" ile alâkası olmayan bir sebeple girmiş oldu. Şam yönetimi, bunun tekrarlanmasına izin verilmeyeceğini ilan etti, hava sahasına izinsiz giren savaş uçaklarını "eldeki bütün imkânları kullanarak düşüreceğini" duyurdu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da, "Türk Hava Kuvvetleri'nin Suriye'nin kuzey bölgelerinde düzenlediği söylenen hava saldırıları nedeniyle çok endişeliyiz", dedi. "Anladığıma göre bu saldırılar Kürtlerin yaşadığı bölgelere düzenleniyor." Lavrov'a Şam'ın "bir daha girerlerse düşürürüz" tehdidini de sordular, "Suriye egemen bir devlet" cevabını verdi.

SDG'Yİ DURDURMA • 19-20 Ekim gecesi havadan ve karadan bombalanan yerlerde SDG'nin ne kadar kayıp verdiğine dair rakamlar aşırı derecede farklı. Ankara'ya göre 160-200 arası "YPG-PKK savaşçısı" öldü, SDG'ye göreyse can kaybı 10'dan fazla değil. (Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'ne -uluslararası kısaltması SOHR- göre 11 kişi.) Ancak binaların, yerleşim yerlerinin (köylerin) bombalanması, elbette SDG güçleri için ekstra alarm durumu yaratıyor. Daha önemlisi, El-Bab'a doğru giriştikleri harekâta sekte vuruyor. Öte yandan, Türk Silahlı Kuvvetleri ve desteklediği ÖSO kuvvetlerinin de El-Bab'a doğru kayda değer bir ilerlemesi görülmüyor. Bunlar daha çok SDG'yi durdurmaya ve Efrin Kantonu'ndaki çeşitli yerleri bombalamaya -veya almaya- çalışıyorlar.

Bugünkü gelişmeler

O gece yaşananları haritalı olarak aktarmaya çalışmıştım. Bugünkü yeni haritada, TSK ile ÖSO'nun 21 Ekim günü hedef aldığı yerler, ilaveten, SDG'nin harekâtına dair bir-iki ayrıntı yeralıyor.


TSK+ÖSO ATAKLARI • Tel Rıfat, üç gün önce ÖSO'nun "askerî bölge" ilan edip SDG'den boşaltmasını istediği büyük köy. Bugün TSK buraya topçu ateşi açtı. ÖSO'nun elindeki Mare'nin hemen batısında bulunan Şeyh İsa da hem TSK hem ÖSO tarafından top ateşiyle hedef alındı. Ümmü Hoş, Hasecik ve Ümmü Kura, dün Türk uçaklarınca havadan vurulan yerler. İlk ikisi bugün de vuruldu. Hasecik, karadan karaya füzelerle, Ümmü Hoş Howitzer toplarıyla. Ümmü Hoş ile Şeyh İsa arasındaki Harbul (Herbul? Herbel?) da yoğun olarak hedef alındı. Burada bir YPG konvoyuna da top ateşi açıldığı ileri sürüldü. YPG, bir savaşçının öldüğünü açıkladı. SOHR'a göre TSK, SDG ve Kürt mevzilerine 70 roket attı. Son haberler/iddialar ise, ÖSO güçlerinin Efrin'in uzantısı durumundaki sarı bölgeye doğru araç konvoylarıyla harekete geçtikleri yolunda (bunlar henüz teyit edilmedi).

SDG HAREKÂTI • SDG'nin El-Bab'a doğru giriştiği harekâtın ilk hedefinin haritada rengi koyultulmuş oval alanla yaklaşık olarak gösterdiğim tepeleri ele geçirmek olduğu söyleniyor. SDG burayı alırsa, artık Efrin'in uzantısı haline gelmiş sarı bölge ile Suriye ordusunun elindeki bölge arasındaki kalacak "İslâm Devleti" örgütü (DAİŞ-IŞİD) güçlerini kıskaca almış, kuşatmış olacak. O bölgedeki Piyade Okulu'nda İD'in önemli bir komuta merkezinin olduğuna dair bilgi kırıntıları ortalıkta dolaştı. Tepelerin El-Bab'a yönelik operasyonlar açısından da kritik olduğu belirtiliyor.

(Belirtmem gereksiz ki, bu bilgileri özellikle askerî açıdan teyit etme, değerlendirme şansım ve bunun için yeterli donanımım yok; işten anlayan birileri yorumlayabilir diye aktarıyorum.)

[ EK / 18:05 / Bianet'in şu haberinde güzel bir toparlama ve ilgili pek çok habere linkler var. ]

10 Eylül 2016 Cumartesi

ABD ile Türkiye'nin müttefiki,
El-Kaide'ye başsağlığı diledi

Bir insansız hava aracı, 8 Eylül gecesi Halep'in batısında, silahlı grupların elindeki bölgede, Kefer Naha köyünde çok kritik bir hedefi vurdu. Vurulan binada, eski El-Nusra, şimdinin Şam'ın Fethi Cephesi'nin (ŞFC) üst düzey komutanları toplantı halindeydi. El-Kaide'nin Suriye kolu El-Nusra'nın kurucularından olan, ŞFC'nin "Askerî Emir"i, Fetih Ordusu koalisyonunun genel komutanı ağır top Ebu Hacer el-Humsi veya cihatçı âleminde meşhur olduğu adıyla Ebu Ömer Serakip, burada can verenler arasındaydı. (Arapça kelimelerin Türkçe yazılışında yanlışlar olabilir.)

Önce saldırıyı bir Amerikan İHA'sının yaptığı söylendi. Ancak ABD, operasyonu üstlenmedi. Pentagon Sözcüsü Yüzbaşı Jeff Davis, "Orada her ne olduysa, bu ABD ordusunun yaptığı bir şey değildi," dedi. Davis, "Halep IŞİD'in bulunduğu bir yer değil, orada olmamız için sebep yok," diye de altını çizdi sözünün. Bir başka Amerikalı savunma yetkilisi, AFP'ye, Halep saldırısında "önde gelen şüpheli"nin Rusya olduğunu söyledi.

5 Eylül 2016 Pazartesi

"Rusya'yla ortak, Halep işine girdik!"

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Çin'deki G20 Zirvesi'nin ardından konuştu ve şöyle dedi: "600 bin insanın öldürüldüğü bir yerde hâlâ katil Esed'in görevinde kalmasını, durmasını savunmak bana öyle geliyor ki insanlık adına bizler için utanç vericidir."

Bu sözün herhangi bir diplomatik sonucu olmayacaktır muhtemelen. (Bu sözün sigortası olarak, Suriye'nin "toprak bütünlüğü"ne saygı mütemadiyen vurgulanıyor.) Niye söylendiğini bilen Rus yetkililer bıyık altından güleceklerdir. Zira yalnız tribüne söylendiği belli. Alelacele kaleme alınıp sahneye konmuş bir müsamere izliyoruz.

Aynı konuşmada Erdoğan gerçeklerden de sözetti: "Rusya ile özellikle Halep bölgesinde bir işbirliğini gerçekleştiriyoruz."

Bakın bugün "Halep bölgesinde" neler oldu: Suriye ordusu ve birlikte hareket ettiği Hizbullah ve milis güçleri, cihatçı örgütlerin savunduğu mahalle ve binalardan bazılarını ele geçirdi, silahlı grupları püskürttü ve şehrin rejim karşıtı güçlerin elindeki kısmı etrafındaki kuşatmayı yeniden kurdu.

Silahlı muhalifler arasında, İdlip'ten silahlı güçlerin alınıp Cerablus Harekâtı için kuzeye taşınması, Halep "cephesini" takviye etmek yerine güçlerin başka bölgede Türk ordusunun operasyonu için seferber edilmesi tepki yarattı. (Hattâ doğrudan Halep cephesinden kuzeye savaşçı aktarıldığı ileri sürülüyor.)

Şehrin muhalifler elindeki doğusunun Suriye ordusu tarafından yeniden kuşatılması, "Halep Savaşı" için hayatî önemde. İlk defa Temmuz'un ilk haftasında kurulan kuşatma, cihatçı silahlı örgütlerin birlikte giriştiği karşı harekâtla kırılmıştı. Bunun bir defa daha gerçekleşebilmesi ihtimali artık yok gibi. Neden?

Cevabını, işte, Cumhurbaşkanı Erdoğan verdi: "Rusya ile özellikle Halep bölgesinde bir işbirliğini gerçekleştiriyoruz."

Oysa sadece kuşatmanın kırılmasının değil, ikmal yolunun açık tutulmasının da Türkiye'nin desteğiyle mümkün olduğu yaygın bir kanıydı!

Reisçi Türk İslâmcısının -her şeyden önce kendine- izah etmesi gereken o kadar çok şey birikti ki, bunun belki esamisi bile okunmayabilir. "Kürtlere saldırıyoruz, aman ne müthiş!" havası içinde, Halep çevresindeki cihatçı müttefikleri "satmanın" sözü bile edilmeyebilir. En azından neyin ne olduğu bilinse bari.

Bu arada, iktidar propaganda aygıtının bu satış işleminden nasıl bir İslâmî erdem menkıbesi çıkaracağını merak etmiyor değilim. "Katil Esed" yemi bu tornistan menkıbesinde kullanılmak üzere ortaya atılmış olsa gerek.

19 Ağustos 2016 Cuma

Moskova’da İD bağlantılı saldırı - bir ilk!

Biri baltalı, biri silahlı iki saldırgan önceki gün (17 Ağustos’ta) Moskova’nın 25 km kuzeydoğusunda, Şyolkovskoye otoyolu üzerindeki Başiha’da trafik polisi karakoluna saldırdı. Polislerden silah kapmayı başaran saldırganlar, çatışmada öldürüldü, ama öncesinde biri ağır iki polisi yaraladılar.

Sputnik, saldırganların 19 ve 21 yaşlarında Çeçen kökenli iki genç olduğunu yazdı.

Kanın gövdeyi götürdüğü bir dönemde bu saldırı ilk bakışta pek lafı edilmeye değer bir olay gibi durmuyor. Nitekim Rus polisi de bir süre, iki saldırganın hangi saikle böyle bir işe kalkıştığını çözmeye çalıştı.

Oysa bu eylemin tarihî önemi var. Çünkü saldırı Rusya'da “İslâm Devleti”nin "resmen" üstlendiği ilk eylem. (Daha önce sadece Dağıstan'daki bir-iki eylemin örgütle bağlantısından sözedilmişti.) İD, her zamanki rutinine uygun olarak Amak Ajansı aracılığıyla yayımladığı duyuruda, eylemi “savaşçılarının” yaptığını ileri sürdü. İki saat sonra da iddiasını kanıtladı, iki saldırganın İD’e biat videosunu yayımladı. Sputnik'e göre isimleri Salim İsrailov ile Osman Murdalov olan saldırganlar videoda ağır şiveli bir Rusça ile, örgüte biatlarını ilan ediyor, “Emir’imizin buyruğu altında Cihad yolunu tutuyoruz,” diyorlar.

Uzmanlar, videonun iki eylemcinin İD ile bağlantısını ortaya koyduğu, ancak eylemin örgüt tarafından düzenlenmediği izlenimini verdiği görüşünde.

22 Temmuz 2016 Cuma

Dünya sisteminin fizikî olmayan güç merkezi

Sputnik'ten Hayrettin Hayatsever, AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk'le bir görüşme yaptı. Külünk'ün mâlûm Rus uçağının Türk jetlerince düşürülmesini (24 Kasım 2015) "tuzak" ve "15 Temmuz'daki darbe girişiminin ön hazırlığı" diye nitelediği söyleşiyi şuradan okuyabilirsiniz.

Size söyleşiden Külünk'ün en şahane sözlerini aktarmak istiyorum, ama bu neredeyse bütün söyleşiyi buraya almayı gerektirecek. Bu yüzden sadece "krema" kısmını alıyorum. Niye krema? Çünkü burada Külünk biz sıradan insanların maddî âleminin dışına çıkıyor... "ötesine geçiyor" demek daha doğru olabilir... ve şu meşhur "üst akıl"ın da aslında en üst akıl olmadığını izah ediyor. Konuşma boyunca Obama, Putin ve Erdoğan'ı neredeyse dünya tepsisini taşıyan bir sacayağı gibi sunan Külünk, 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında "dünya sisteminin güç merkezi"nin bulunduğunu ileri sürüyor. Ve bakın "fizikî dünya sisteminin ötesi"nden bize neler getirip armağan ediyor:

"ABD, dünya sisteminin amiral gemisi ama daha öte bir akıl var. Zenciler üzerinden ABD'yi de tehdit eden, polislerin zencileri öldürmesinin ardından zencilerin hareketliliğiyle Beyaz Saray'ı da tehdit eden, tüm dünyayı tehdit eden, fizikî dünya sisteminin ötesinde elle tutulur gibi olmayan bir kurgu var. Dolayısıyla Putin'i tehdit eden akılla Sayın Erdoğan'ı tehdit eden akıl, Obama'yı tehdit eden aynı merkez. Kim bunlar? Bunlar, dünya sisteminin fizikî olmayan güç merkezinin bulunduğu adrestir."

Doğru mu bu? Doğru. Söyleyen buna sahiden inanıyor mu? Bilmiyoruz. "Fizikî dünya sisteminin ötesinde elle tutulur gibi olmayan bir kurgu" deyince... mazallah, insanın aklına neler geliyor!

28 Kasım 2015 Cumartesi

Rus uçağını düşürmek gerekli miydi?

Radikal, 26.11.2015

Sert sözler edenler sadece Ruslar değildi. ABD'li emekli korgeneral Tom McInerney, Fox News'un “Real Story” programında konuşurken, “Türkler çok kötü bir yanlış yapmış, pek yanlış bir karar vermiş,” dedi. Uçak düşürmeyi “aşırı saldırgan bir manevra” diye niteledi. Demeye çalıştığı, bunun çok ötesindeydi.

McInerney, görev yapmadığı yer kalmamış, Hava Kuvvetleri'nin tepelerine yükselip oradan emekli olmuş, hem askerî hem diplomatik alanda “kaçın kurası” şahsiyetlerden. Öncelikle Rus uçağının yaptığı sınır ihlalinin süresine ve niteliğine dikkat çekti: “Bu uçak [üzerinde uçtuğu] toprağa saldırma hedefiyle herhangi bir manevra yapmıyordu. Doğru, muhtemelen limitleri zorluyordu. Ama bu yüzden onu düşürmezsiniz.” Radar çıktılarından anlaşıldığına göre ihlalin 20 ile 40 saniye arasında sürmüş olabileceğine işaret eden McInerney, Alaska'da NORAD'ın (Kuzey Amerika Hava-Uzay Savunma Komutanlığı) komutanı olarak görev yaptığı dönemde bu ölçüdeki ihlallerle sürekli karşılaştıklarını, bunlara karşı gösterilecek tepkinin uçak düşürmek olmadığını söyledi, “Asla böyle bir şey yapmazdım,” dedi.

İşin daha belâlı kısmına buradan sonra gelindi. Sunucu, “Ruslar kasıtlı olarak, kışkırtma amacıyla davranmış olabilirler mi?” diye sordu emekli korgenerale. McInerney, “Bence kasıtlı kışkırtmayı yapan, Türkiye'nin [cumhur]başkanı Erdoğan,” diye cevap verdi!

25 Kasım 2015 Çarşamba

Lavrov, Batı, Kürtler...

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov bugünkü basın toplantısında bol bol kritik sözler etti. Rusya'nın Türkiye ile meselesinin öyle diplomatik jestlerle, üç-beş günde kapanacak cinsten olmadığı anlaşılıyor. Uçak düşürme olayıyla ilgili bir-iki önemli noktayı yarınki Radikal yazımda aktardım. Uçak faslının hayhuyu içerisinde muhtemelen gürültüye gidecek fakat yakın gelecekte çok hatırlanacak bir bölümü de burada aktarayım, dikkatlerden kaçmasın istedim.

Şöyle dedi Lavrov:
“Suriye sürecinde ilerleme sağlanabilmesi için Batı'nın Türkiye'deki Kürtlerle ilgili ortak bir tutum benimsemesi gerekiyor.”
Nusaybin'de, on üç gündür süren sokağa çıkma yasağı eziyetine ve bu konudaki yaygın sessizliğe sonunda isyan eden insanlar sokağa dökülmüşken bunun anlamını üzerine düşünmek faydalı olur.

18 Kasım 2015 Çarşamba

Düşürülen Rus uçağı - bomba kabinde

Rus yolcu uçağının Sina yarımadası üzerinde düşürülmesi ve 224 kişinin katledilmesiyle ilgili ayrıntılar yavaş yavaş netleşiyor. Son olarak, uçağın düşmesine yolaçan bombanın kabinde, arkalarda, kuyruğa yakın bir yerde patladığı anlaşıldı. Eldeki verilerle yapılan tahmine göre, bomba pencere tarafındaki koltuğun altına konmuş, patlama pencere çerçevesini uçurarak kabin basıncının birden düşmesine yolaçmış ki, bu da daha büyük bir patlama etkisi anlamına geliyor. Bu ihtimale göre, IŞİD'in uçağa çok büyük bir bomba sokmuş olması gerekmiyor.

Bu senaryoya göre kazanın canlandırıldığı videoyu buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.

Nitekim IŞİD-DAİŞ, İngilizce propaganda dergisi Dabiq'te, bir Schweppes soda kutusu kullanılarak yapılmış bomba düzeneğinin fotoğrafını yayımladı ve uçağa yerleştirilenin de bunun benzeri olduğunu ileri sürdü. Olup olamayacağına dair kesin bir uzman görüşü henüz yayımlanmadı.

Böylece, bombanın bir şekilde pilot kabinine sokulduğu tezleri geçersiz kalıyor. Aynı şekilde, bombanın turist kafilesi havalimanına gelmeden önce, otelde veya valizlerin topluca aktarılması sırasında konduğu senaryoları da iptal oluyor.

Bu sabotajla ilgili gelişmeleri burada derlemiş, bomba ihtimalinin kesinlik kazanışını ayrıca duyurmuştum.

7 Kasım 2015 Cumartesi

Mısır açıkladı: Rus uçağına bomba konmuş

Mısır'ın en büyük (ve devleti de temsil eden) gazetesi El Ahram, günlerdir dünyayı meşgul eden kazaya uçağa yerleştirilmiş bombanın yolaçtığını açıkladı. Bomba ihtimalinin giderek güçlendiği, Amerikalı, Britanyalı ve son olarak Fransız uzmanlar tarafından dile getiriliyordu. Rusya ve "terör saldırısı" ihtimalinin kesinleşmesi halinde turizmi fena etkilenecek olan Mısır ise daha uzun araştırmalar gerekeceğinde ısrar ediyorlardı. Ancak karakutu incelemesi, henüz bu aşamada, kazanın motor arızasından kaynaklanamayacağını ortaya koydu. Uçuş kaydında patlama sesinin duyulduğu da soruşturmaya yakın bir Fransız kaynağa dayandırılarak bildiriliyor.

Bugün (7 Kasım) saat 00:50'ye kadar olan gelişmeleri ve ortaya çıkan ayrıntıları şurada derlemiş, güncellemiştim. Kaza nedeni araştırmasının sonucunu burada ayrıca haberleştirmeyi tercih ettim.

6 Kasım 2015 Cuma

Düşen Rus uçağı - şu ana kadarki bilgiler

Mısır'ın turistik tatil yöresi Şarm el-Şeyh'ten kalkıp St. Petersburg'a giderken Sina üzerinde düşen Rus uçağına (Metrojet Airbus 321-200) ilişkin haberler havada uçuşuyor. 7K9268 sefer sayılı uçakta 224 kişinin can verdiği kazaya ilişkin bol spekülasyon, bir miktar da ciddiye alınmaya değer olgu var. Toparlayabildiklerim:

• Uçağın hava koşullarına bağlı herhangi bir sebepten düşmediğinde herkes büyük ölçüde hemfikir.
• İlk anlarda ortaya atılan "uçak roketle vuruldu" iddiası kesin olarak geçersiz. Uçağın "dışarıdan gelen bir etkiyle" düşmüş olamayacağı söyleniyor.