Suriye muhalefeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Suriye muhalefeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2018 Cumartesi

Cihatçılar arası savaş kızıştı • iki yazı

P24 ve Duvar'daki son iki yazım. İdlib'te başlayan ve muhtemelen Suriye'de silahlı muhalefetin henüz tutunabildiği her yere yayılacak olan cihatçılar arası savaşla ilgili: Bunların biri, "Savaş bölgesinde 'ufak işler'", öbürü "Cihatçılar arası savaşta da taraf olmaya doğru". Türkiye, hadisenin ortayerine doğru hızla ilerliyor. "Yuvarlanıyor" da diyebiliriz, ama Ankara bunu göz göre göre yapıyor gibi duruyor.

Heyet Tahrir el-Şam'ın dinî önderlerinden Filistinli el-Zübeyir el-Gazi örgütün savaşçılarına seslendi ve, "Burada Allah'ın kılıcı sizsiniz," dedi. "Allah sizi cihadına yapışmış olanlardan, hain saldırganlardan Şam'ı (Suriye) temizlemekle görevlendirdi." HTŞ'nin savaştığı öbür örgütler, Suriye Kurtuluş Cephesi adı altında birleşen Ahrar el-Şam ve Nureddin Zengi Hareketi bundan böyle "Allah'ın kılıcı"nı elinde tutan eski El-Kaide uzantısınca hain muamelesi görecekse ve "temizlenmeleri" gerekecekse, Ankara'yı epey zor bir konum bekliyor demektir.


8 Ocak 2018 Pazartesi

Suriye ordusu İdlib'te ilerliyor / Güncelleme / 8 Ocak

Suriye ordusu ve müttefikleri, Hama'nın kuzeyi-İdlib'in güneyinden kuzeye ve kuzeydoğuya doğru başlattıkları harekâtta yeni yerler ele geçirdiler. İdlib'in güneydoğusunda, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ve DAİŞ'in elinde olan bölgelerle, cihatçı savaşçıların -HTŞ'nin de- yoğun olarak bulunduğu Han Şeyhun civarının bağlantısı böylece kesiliyor. Harekâtın ilk etaptaki büyük hedefi, Ebu el-Zuhur Hava Üssü'nü ele geçirmek.

İdlib-Halep sınırında yeralan üs, 2012 Eylül'ünde silahlı muhaliflerce kuşatılmış, Türkiye-Katar destekli "Fetih Ordusu" koalisyonu İdlib vilayetini ele geçirdiği 2015 yılı Eylül'ünde burayı da düşürmeyi başarmıştı. Ebu el-Zuhur Üssü'nü savunurken Suriye ordusu sayısız kayıp verdi, kaçıp kurtulmayı başaran 60 kadar askere karşılık 40 asker hâlâ kayıp. O zamanki adıyla El-Nusra, yani o sırada El-Kaide'nin Suriye kolu olan, şimdiyse HTŞ'nin omurgasını oluşturan örgüt ve El-Kaide'ye yakın Türkistan İslâmî Partisi'nin cihatçıları, üs alındıktan sonra 56 askeri öldürmüşlerdi. 25 Kasım 2015'te cihatçılar, 42 askerin öldürülüşünü gösteren video yayımlamışlardı.

15 Ekim 2017 Pazar

HTŞ, "Türkiye burada bize tâbi" iddiasında

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin asker bulundurmaya başladığı İdlib’de denetimi elinde tutan Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) örgütü, “Türkler bizim şartlarımıza tâbi” ve “istersek onları buradan çıkarırız” iddiasında. Örgüt, Ankara ile anlaşmaya vardıklarını çeşitli yetkililerinin ağzından dile getirmeye devam ediyor ve Türkiye’nin “Astana planını uygularmış gibi göründüğünü”, oysa “gerçeğin böyle olmadığını” ileri sürüyor.

13 Ekim günü size El-Kaide’ci din âlimlerinden Ebu el-Fetih el-Fergali’nin açıklamalarını aktarmıştım. El-Fergali, Ankara’nın kendilerinden Efrin’deki “ateist gruplara” karşı üç yerde mevzi oluşturmak için izin istediğini, kendilerinin de, “mücahitlerin geçmekte olduğu dönemin gerekleri”ni filan gözeterek bu izni verdiklerini iddia etmişti. El-Fergali, İdlib’de “Allah'ın kanunlarının belirleyici olduğunu”, burada kimsenin “denetimi ele almaya kalkamayacağını” vurgulamıştı.

El-Fergali’nin ardından, Heyet Tahrir el-Şam’ın (El-Nusra zamanından beri) medya yetkililerinden olan Muhammed Nazzal (Ebu Hattab el-Makdisi),  Telegram’daki (13 Ekim) uzun mesajında mevzuyu daha da ilginç ve çetrefil kıldı, İdlib’deki gelişmeleri izleyen bizim gibilerin sorduğu soruları ağırlaştırdı. Nazzal’ın ortaya koyduğu iddialar, bir bakıma Türkiye için olduğu kadar Rusya için de yenir yutulur cinsten değil.

13 Ekim 2017 Cuma

HTŞ: Ateist gruplara karşı Türklere yer verdik

Türk Silahlı Kuvvetleri 12 Ekim'i 13 Ekim'e bağlayan geceyarısına doğru -ilk verilere göre- kırk kadar zırhlı araç ve sekiz tankla İdlib'e girdi. Bu, beklenmeyen bir gelişme değildi. Ancak Türk ordu konvoyuna, bölgeye hakim olan, El-Kaide çekirdekli Heyet Tahrir el-Şam'a (HTŞ) ait savaşçıların araçlarla eşlik (eskortluk) etmesi, işi hayli ilginç kıldı. Türkiye'nin İdlib'de nasıl varlık göstereceği konusunda HTŞ ile anlaşmaya vardığı zaten söyleniyordu, böylece, anlaşmanın ayrıntısı değilse bile varlığı kanıtlanmış oldu.

Kısa süre önce İdlib'e her türlü dış müdahaleye karşı olduğunu, bölgeye müdahaleye kalkışacak herhangi bir yabancı kuvvetle çatışacağını açıklamış olan HTŞ açısından durum nedir peki? Örgüt, karşı koyamayacağı gelişmeler yüzünden telafi edilemeyecek zararlar görmemek üzere kendini ayarlamışa benziyor.

2017 başında Ahrar el-Şam'dan ayrılarak HTŞ'ye katılan, El-Kaide'ye yakın (veya doğrudan El-Kaide'ci?) din âlimi Ebu el-Fetih el-Fergali, İdlib bir "yabancı işgali"ne uğrarsa direnmeyi mecburî görev ilan eden bir fetva verdi. Ancak el-Fergali Türk ordusunun hâlihazırda giriştiği operasyonu bunun tamamen dışında tuttu. El-Fergali, "Türk ordusu," dedi, "sınırlı bir kuvvetle mücahitlerin hakimiyeti altında iş görmek üzere, şu ateist gruplara karşı bazı mevziler talep etti." Burada "mücahitler" HTŞ, "ateist gruplar" da Efrin'deki YPG oluyor. El-Fergali, "Allah'ın kanunlarının belirleyici olduğu bu bölgelerde" kimsenin "denetimi ele almaya kalkamayacağını" vurguladı. El-Kaide'ci din âlimine göre, "mücahitlerin geçmekte olduğu dönemin gerekleri ve -Doğu'dan ve Batı'dan- düşmanlarının kendilerine karşı birleşmiş olması" yüzünden sözkonusu istisnaya başvuruldu. El-Fergali, "Yani bu şartlar ve yukarıda belirtilen gerçekliğin ışığında," dedi, "mücahitlerin emirleri buna [Türk ordusunun girmesine] izin verebilirler."

Ayıklayarak tekrarlayayım: HTŞ, şu andaki eskort vaziyetini, TSK'nın yalnız Efrin'deki YPG'ye karşı mevzi alması ve "Allah'ın kanunlarının geçerli olduğu bölgede" HTŞ'nin otoritesini tanıması koşuluna bağlıyor. Türk ordusu İdlib vilayetinde otorite talep etmeye geçtiğinde her şey tersine dönebilir.

Bence bugünlerde önümüze gelen bu bilgileri unutmayalım.

8 Ekim 2017 Pazar

İdlib Harekâtı'nın esas hedefi Efrin

Bugün Türk ordusunun bazı yetkilileri İdlib'e geçip keşif ve belki görüşmeler yaptı. Tabaya çalan tuhaf renkli (hâki değil), karartılmış camlı üç zırhlı arabayla Atme'den İdlib'e geçen heyete, birinin arkasına uçaksavara benzer bir silah takılmış, öbürünün arkasına silahlı savaşçılar binmiş meşhur kamyonetler eşlik etti. Yani TC askerî konvoyu, sınırı ve Türk ordusu girerse ilerleyeceği bölgeyi tutan El-Kaide'cilerin (Heyet Tahrir el-Şam) gözetiminde hareket etti. Akşamüstü beşe doğru yerel kaynaklar, konvoyun gelirken kullandığı yolu kullanıp, Atme'den Türkiye'ye döndüğünü bildirdiler. Konvoyda ya bir müzakere heyeti vardı ya da, yine yerel kaynakların ileri sürdüğüne göre, İdlib'in Efrin sınırında, Türk askerî birliklerinin konuşlanacağı yer(ler)in seçimi için yapılan bir keşif gezisi sözkonusuydu.

Öyle anlaşılıyor ki, İdlib'e Türk ordusunun girişinin Suriye İçsavaşı açısından göreceği işlev hızla kenara itilebilir. Zira bu operasyondan asıl maksadın Efrin kantonunu kuşatmak olduğunu düşünmek için çok sebep var. Ankara'nın gözünü bu hedefe diktiği ve gerisini pek düşünmediği anlaşılıyor. Şu anda El-Kaide'cilerle geçici olarak anlaşıp girip çıkabilirsin veya anlaştığın yeri sana bırakıp çekilirler (nitekim Efrin'e sınırdaş bazı yerlerden çekildikleri ileri sürülüyor); ancak Rusya destekli Suriye ordusu bunlara saldırdığında Türk askerleri ne yapacak? Rusya ile varılan anlaşma icabı onların kaçış yollarını tıkamayacak mı? Tıkarsa, Efrin'i güneyden sarsın, kanton böylece kuşatılsın diye gönderilen TSK birlikleri de Efrin ile El-Kaide'ciler arasında kalmayacak mı? Güneyden Suriye+Rusya İdlib'e yönelik geniş çaplı askerî harekâta giriştiğinde kuzeye ve batıya, aslında Türkiye'ye kaçmak için akın edecek yüz binlerce insan ne olacak? Onların karşısına Türk askerleri mi dikilecek? Yoksa bu insanlar Efrin sınırına mı yerleştirilecek?

İşin askerî yönü konusunda elbette söz söyleyemem. Ama her ne planlandıysa, burada El-Kaide'cilerle anlaşmaya bel bağlanmış olması gerektiği açık. Başka ihtimal yok. Peki, Türk konvoyu onların gözetiminde etrafta Efrin'e nâzır yer bakarken Suriye (belki Rusya, kesin değil) uçakları az güneyde, rejim kadar Heyet Tahrir el-Şam'a, yani El-Kaide'cilere de muhalefetiyle bilinen Maaret el-Numan'da pazaryerini bombaladı; on-on iki kadar ölü var. Düşünün, burası El-Kaide'cilerin kalesi falan da değil; onlara karşı sokak gösterilerine sahne olmuş, halkı sindirmek için HTŞ'cilerin havaya ateş açmak zorunda kaldığı bir yer. Rusya ve Suriye, Türkiye'nin El-Kaide'cilerle arası bozulmasın diye İdlib'de giderek tırmandırdıkları operasyonlarına son mu verecekler? Elbette hayır.

Bu iş çok sakat ve her şeyden önce güvenilir, temiz bilgiye ihtiyacımız büyük.

8 Ağustos 2017 Salı

Önce savaş, sonra insanlık!

Cumhuriyet’te Duygu Güvenç’in Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Enver Gergeş ile yaptığı uzun bir görüşme yayımlandı. Okumanızı tavsiye ederim. Konuşan elbette ele alınan, soru sorulan konular bakımından bir “taraf” ve diplomat, kendini ona göre ifade ediyor, yani her söylediğini doğru saymamız gerekmiyor, gerektiğinde gerçeği eğip bükebildiğini görüyoruz, ama o arada epeyce bilgi ve izlenim ediniyoruz.

Ben burada konuşmadan Türkiye ile ilgili bir kısmı konu edeceğim. Uzun boylu yorum yapmak veya kurcalamak niyetinde değilim; aktaracağım, yetecek.

“Esad’a karşı Suriye devrimi halkın devrimi olarak başladı,” diye anlatıyor BAE dışişleri bakanı. “Biz de grubun bir parçasıydık ve neler olup bittiği konusunda çok endişeliydik. Bilinçli olarak radikalleştirildi. O dönemde birçok dostumuzu uyardık; BAE, ‘dikkatli olun çünkü biz bu devrimi radikalleştiriyoruz’ diyen ilk ülkelerden biriydi.”

Güvenç haliyle araya giriyor, “Ama BAE de muhaliflerin yanındaydı 2011’de,” diye hatırlatıyor.

Bakan, “Evet,” diye cevap veriyor, “öyleydik. Destekliyorduk ve Suriyelilerin isteklerini desteklemeye devam ediyoruz, ama biz birkaç yıl önce uyarmaya başladık; iki üç problem var diyerek. Birinci sorun; biz çok önce bu konuda siyasi çözüme ihtiyaç var, dedik. İkincisi, biz, Nusra ve benzer diğer örgütlerin muhalif grupların büyük bölümünü oluşturmasından çok endişeliydik, çünkü problem, ahlâkî… zemindeki üstünlüğünü kaybetmektir. Eğer DAEŞ’li insanları görüyorsanız bugün rejimi nasıl eleştirebilirsiniz? …ikisi… birbirinden beter. Ve biz çok önceden uyardık. Yanıtın ne olduğunu biliyor musunuz? Sizin ülkenizden ve Katar’dan gelen yanıt, ‘bunlar sahadaki en iyi savaşçılar, önce savaşı kazanmamıza izin verin, bunun için daha sonra endişeleniriz’ oldu. Davutoğlu dönemi, 2013-2014 yıllarında…”

BAE’li bakanı erdem ve doğru söz timsali saymak durumunda değiliz. Ancak burada çizilen manzara, Suriye’ye ilişkin TC dış politikasını izleyen, gözleyen herkes için pek tanıdık ve gerçeğe uygun bir tasvir olarak gözüküyor.

Güvenç’in “Türkiye’nin Katar ile Suriye’deki işbirliğini nasıl görüyorsunuz?” sorusuna da şöyle cevap veriyor Gergeş: “Her kriz kendi dinamiklerini yaratıyor ve bunları kontrol edemiyorsunuz. Davutoğlu ile uzun süre önce yaptığım bir tartışmayı anımsıyorum. Dedim ki: ‘sizce Türkiye Suriye hükümetin[e ilişkin] siyasî pozisyonunda, manevra alanı kalmayacak kadar ilerlemedi mi?’ O bana karşı çıktı. Ama gerçekten de geçmişe baktığımda... Türkler hep, Suriye muhalefetinde hep M[üslüman] K[ardeşler]’in şansını zorluyordu. Ve bence bu doğru bir politika değildi. Suriye muhalefetini radikalleştirmediğimiz bir tutuma ulaşmalıydık. Başından itibaren siyasi bir süreç üzerinde ısrarcı olmalıydık.”

Bunları aktarıyorum, çünkü hem okurlarımı bu kapsamlı söyleşiden haberdar etmek istiyorum hem de… hem de… aktarıyorum işte, burada da dursun bunlar. Günün biri için. Veya ne olup bittiğini merak edecek olanlar için.

30 Temmuz 2017 Pazar

El-Kaide'nin paraşütçü birlikleri!?

ABD’nin DAİŞ’le Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk, "Şu soruyu sormamız gerekiyor," dedi. "El Kaide lideri Ayman el Zevahiri’nin yardımcısı İdlib’e niçin ve nasıl gidebiliyor? Bu neden oluyor? Oraya nasıl ulaşabiliyorlar? Paraşütçü askerler değiller."

McGurk, Washington'da, Ortadoğu Enstitüsü’nün düzenlediği “Trump Yönetimi’nin Terörle Mücadele Politikasının Değerlendirmesi” başlıklı panelde konuştu ve, aktardığım üzre, El-Kaide'nin İdlib'deki hakimiyetinden Ankara'yı sorumlu tuttu. Çünkü El-Kaide'ciler "paraşütçü olmadıklarına" göre, İdlib'e karadan geçmiş olmalılar ve bu vilayetin kara sınırı yalnız Türkiye ile!

25 Temmuz 2017 Salı

Esad'a meşruiyet avantajı, Ankara'ya dert

Associated Press'in (AP) bugünkü İdlib haberi, "El-Kaide bağlantılı bir cihatçı grup"un "Suriye'deki isyandan ülkenin kuzeybatısında her ne kalmışsa onu" süpürüp attığını duyurarak başlıyor. Nusra çekirdekli Heyet Tahrir el-Şam'ın, Türkiye destekli Ahrar el-Şam ve çevresinde toplanan bilumum örgütleri vilayetin güneyine postalamasından sözediyor.

İdlib'te eli kulağında olan bu gelişmeyi, ötesiyle berisiyle, bu haftaki P24 yazımda anlatmaya çalıştım. Meselenin, o yazıda olguların ötesine fazla geçmediğim için üzerinde durmadığım, oysa önümüzdeki günler açısından çok önem taşıyan bir boyutu, giderek daha fazla konu ediliyor. Nitekim AP, "cihatçıların [İdlib] şehri ve vilayetinde otoritelerini pekiştirmeleri"yle birlikte, "Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın, isyancı vilayete uzun süredir beklenen saldırıyı başlatmak için işine yarayacak bir bahaneye kavuştuğu"nu vurguluyor: Esad, "kendisine karşı kalkışılan ayaklanmanın büyük ölçüde İslâmcılar ve teröristler tarafından yönetildiği"ni ileri sürebilecek. Bildiğiniz üzre, bu, zaten ayaklanmanın başından beri Esad'ın resmî tezi.

AP'ye konuşan muhalif bir eski albay, El-Kaide'nin egemen olduğu bölgeye Esad'ın uluslararası düzeyde onay alarak girebileceğini söylemiş.

Hernekadar Suriye muktedirini ilk defa uluslararası kamuoyu ile aynı çizgiye getirse de mesele elbette Esad'ın saldırıya geçmek için meşruiyet ve onaya kavuşmasından ibaret değil. Bu saldırının kapsamı hakkında düşünmeye başladığımızda işler büyüyor.

20 Mart 2017 Pazartesi

Şam'da ne oldu?

Suriye rejimi dün beklenmedik bir saldırıyla karşı karşıya kaldı. Üstelik başkent Şam’da, Eski Şehir'e iki kilometre uzaklıkta. Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ, El-Kaide), Ahrar el-Şam ve Feylak el-Rahman elemanlarından oluşan silahlı gruplar, bazı tesis ve sokakları ele geçirdiler, Suriye başkentinde telaş ve heyecana -ve ardından ordunun haşin karşılığına- sebep oldular. Hücumun bir zamandır hazırlandığı belliydi, çünkü militanlar rejimin elindeki kesimlere birtakım tünelleri kullanarak sızdılar.

[ DÜZELTME / 21 MART / 23:40 / Cihatçıların bugün Hama'da başlayan büyük "taarruz"u HTŞ önderliğinde sürüyor. Bazı ÖSO grupları ile Türkistan İslâmî Partisi de bunlara katılıyor. Fakat Ahrar el-Şam'ın katılmasını HTŞ önderliğinin kesin olarak reddettiği iddia ediliyor. Oysa Şam saldırısında böyle bir ayrılık gayrılık görülmemişti. Ancak Ahrar'cıların videolarını gördük, ilk intihar eylemcilerini de HTŞ kamuoyuna "takdim etti". Hama'daki vaziyet -doğruysa- yeni bir cihatçılar arası diplomatik soruna işaret ediyor olabilir. Başka haberlere göre de Ahrar, başka birçok örgütle birlikte Hama saldırısına katılıyor. ]

Saldırıların ilk aşamasında Şam’ın doğusunda meydana gelen iki büyük patlama, intihar saldırılarının sonucuydu. Bunları yapan eylemcilerin kimlikleri ve fotoğrafları, HTŞ tarafından yayımlandı. Eylemcilerden biri Suudi vatandaşı. Yani işin siyasî yönü şöyle özetlenebilir: Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte Fırat Kalkanı Harekâtı'nı yürüten aslî silahlı güç, Ahrar el-Şam, El-Kaide ile yanyana, Türkiye'nin müttefiki Rusya'nın müttefiki Suriye'nin başkentine saldırdı. Siyasî yönü bırakalım en iyisi.

17 Mart 2017 Cuma

Ankara Ahrar ile ne yapacak?

Türkiye'nin "Suriye politikası", hepimizin gözleri önünde cereyan eden ama yetkililerin, hakkında konuşmaktansa havaya bakıp ıslık çalmayı yeğlediği süreç sonucunda, Rusya'dan alınacak-alınamayacak icazete tâbi hale geldi. Bunun ilk sonucu, Esad'ı devirme hedefinden vazgeçilmesi. Nitekim bu, iktidar propaganda aygıtının en militan organından bile açıkça telaffuz edildi, Esad'la masaya oturulabileceği söylendi.

Ahrar el-Şam, Suriye silahlı cihatçı muhalefetinin en önemli örgütü. Cihatçı olmayan muhalif kesimlerle de iyi geçinmeye, kapsayıcı olmaya çabalıyor, kendini "ulusal" çerçevedeki hedeflere bağlı, bütün ülke için çözüm düşünen, ulusal bir örgüt olarak sunmaya gayret ediyor. Nitekim son açıklamada da, "Ahrar Şam olarak tek derdimiz, Suriye devriminin ilkelerini korumak, özellikle de halkımızın özgürlüğünü ve izzetini kazanmak," diyorlar. Ancak, yakın zamanda içerisinden çıkan bir grubun El-Kaide'ye katılmasının, Ahrar'ın bir önceki liderinin hâlihazırda Heyet Tahrir el-Şam'ın başında olmasının da gösterdiği üzre, bütün bunlar hayli tartışmalı, sallantılı, bulanık mevzular.

Halen Ahrar'ın başında, hemen her yerde "Türkiye yanlısı" olduğu belirtilen, pek çok yerde de "Ankara'nın adamı" olarak anılan Ebu Ammar el-Ömer var. Ebu Ammar, "Suriye Devrimi'nin altıncı yılı" dolayısıyla bir konuşma yaptı, örgütün hedeflerini, güncel siyasî konumunu açıkladı. Ahrar'ın Türkçe Twitter hesabından madde madde özetlenerek duyurulan açıklamada Ankara'yı zora sokacak noktalar var. Bakalım, tercüme edelim:

8 Şubat 2017 Çarşamba

DAİŞ'in kolu Hama'ya uzanıyor

Silahlı muhalifler ve cihatçı gruplar arasında birleşme-ayrışmalar eşliğinde çatışmaların sürdüğü İdlib'in güneyi, yeni bir yangına mâruz. Kısa süreliğine ortadan kaybolan Cünd'ül Aksa örgütü, Liva Aksa adıyla ortaya çıktı ve Özgür Suriye Ordusu'na saldırdı. Liva Aksa, Kuzey Hama'daki (İdlib'e sınırdaş) Tayyibe el-İmam kasabasını aldı, Helfeye'yi de kuşattı. Helfeye'de ÖSO'cular Liva Aksa'ya teslim olmak zorunda kaldı, ÖSO'un en büyük silah depolarından biri de örtülü DAİŞ'çilerin eline geçmek üzere.

Çeşitli isimler altındaki El-Kaide temsilcilikleriyle öbür silahlı muhalifler arasında sürekli sorun kaynağı olan Cünd'ül Aksa örgütü sonunda Şam'ın Fethi Cephesi içerisinde erimiş, bilahare ŞFC'ciler bu örgüt mensuplarını içlerinden attıklarını söylemişlerdi. Cünd'ül Aksa hep "İslâm Devleti" örgütüyle (DAİŞ-IŞİD) bağlantılı olmakla suçlandı. Aksini söyleyen de pek çıkmadı. Ahrar el-Şam ile çatıştıktan sonra ŞFC şemsiyesi altına sığınan örgüt halen Tahrir el-Şam koalisyonu ile müttefik mi, bilmiyoruz.

31 Ocak 2017 Salı

Tahrir de Emevî Camii'ne talip

Suriye cihatçıları arasındaki yeni örgütlenme ve saflaşmaya dair bulabildiğim verileri derlediğim yazıya, yeni oluşuma katılan örgütler açıklandıkça ekliyorum. Öyle görünüyor ki, Heyet Tahrir el-Şam (HTS - Şam'ı Kurtarma Komitesi), başlıca rakibi Ahrar el-Şam'ın önderliğindeki cepheyi epey zayıflatarak, silahlı Suriye muhalefetine El-Kaide damgasını vuracak.


Bu defa ilginç bir ayrıntıyı konu edeceğim. (Birileri işaret etti de uyandım, yoksa Suriye, Şam ve Emevî Camii hakkında, bu görsel bağlantıyı kurabilecek bilgiye sahip değilim, oraları görmedim de.) HTS amblemindeki kubbenin, Suriye'nin bu simgesel camisinin kubbesine görsel gönderme olduğu söyleniyor. Mânâsı, örgütün başkenti ele geçirme ("kurtarma") hedefini önüne koymuş olduğu. Bu aynı zamanda, "Suriye muhalefeti"nin liderliği olma iddiasını taşımak demek. Ve çatısı, haliyle.

Ahrar el-Şam'ı Suriyeli silahlı muhalifler arasında en etkin, itibarlı ve güçlü örgüt yapan unsurlar zayıflıyor, örgütler-yerel birimler koalisyonu niteliğindeki Ahrar'dan pek çok parça koparak Tahrir tarafına geçiyor. Bir sonraki uluslararası barış-çözüm görüşmelerinde muhalefet adına masaya kimler oturacak, belirsiz; çünkü şu anda giderek güçlenen ve sahaya ağırlığını koyacak olan silahlı muhalefetin omurgasını Şam'ın Fethi Cephesi, yani eski el-Nusra, yani Suriye El-Kaidesi oluşturuyor ve bırakın onun diplomatik düzeyde muhatap alınmasını, şu anda hem ABD hem Rusya bu örgütü bombalıyorlar. Yeni saflaşmalar ışığında, Ankara da, düne kadar müttefiki veya beslemesi olan örgütlerle çatışmak durumunda kalabilir.

Emevî Camii'nin lafı geçtiği için, "Gel de Ahmet Davutoğlu'nu ve 'Stratejik Derinlik'i hatırlama!" diyenler çıkacaktır. Yeni Osmanlı İmparatorluğu ve İslâm Halifeliği sûretinde zuhur edecek yeni Türkiye'yi -ve muhtemelen bu arada kendini de- Ortadoğu'nun "sahibi, öncüsü ve hizmetkârı" yapmak isteyen bu zat, kubbe göndermeli amblemler gördüğünde hisleniyor mudur acaba?

Suriye'de yeni saflaşmalar, birleşmeler

[ GÜNCELLENDİ ]
Kartların yeniden karıldığı Suriye'de, oyuncular eş değiştiriyor, masalar oradan oraya itiliyor; ve içeride yeni kavgalar çıkmak üzere. Silahlı muhalefet yeni bir çehreye bürünüyor, fiilen varolan ama öyle değilmiş gibi yapılan El-Kaide hegemonyası bir tür resmiyet kazanıyor, buna karşılık, "Suriyeli" muhalefetin cihatçı-İslâmcı karışımı, kısmen köprü kısmen çatı örgütü Ahrar el-Şam bölünüyor, kaderini El-Kaide ile birleştirmeyen muhaliflerin silah ve savaş gücü çok azalıyor.

El-Kaide'den kastımız, bu örgütün Suriye kolu El-Nusra (Nusret) Cephesi iken, "El-Kaide merkeziyle bağımızı koparttık" açıklaması yapıp "Şam'ın Fethi Cephesi" adını alan teşkilat. El-Kaide merkeziyle danışıklı dövüş halinde, bizzat oraya danışılarak yapılan bu "bağımsızlık" açıklamasını kimse ciddîye almadı haliyle. Nusra'nın buradaki gayesi, öbür silahlı muhalif örgütleri kendi çatısı altında toplamak, hegemonyasını resmîleştirmek, fakat El-Kaide bağı yüzünden yoksun kalınan dış yardımları da alabilmekti. Baktılar, bu olmuyor, şimdi rejimin karşısına tek silahlı alternatif olarak çıkma hedefine yöneldiler. Önce yerel düzeyde etkinliğe, kendi alanlarına sahip örgütleri yerlerinden sürmeye veya yutmaya yöneldiler, sonra yeniden isim değiştirerek "Heyet Tahrir el-Şam" (Şam'ın Kurtuluşu Komitesi) adıyla yeni bir çatı örgütü kurdular ve biatları kabul etmeye başladılar.

Bu taktikle esas olarak başlıca rakipleri Ahrar'ın etkinliğini kırmayı amaçladıkları ortada. HTŞ'nin başına, Ahrar'ın eski lideri Haşim el-Şeyh (Ebu Cabir) geçti.

Şu ana kadar irili ufaklı birçok örgüt HTŞ'ye katıldı. Ahrar el-Şam'ı oluşturan ufak yerel örgütlerden birçoğu da taraf değiştirip HTŞ çatısı altına girdi. Yeni örgütün sahip olduğu savaşçı sayısının otuz bine ulaştığı söyleniyor.

31 Ocak itibarıyla Suriyeli cihatçı örgütler arası saflaşma şöyle:

Heyet Tahrir el-Şam tarafına geçenler:

Şam'ın Fethi Cephesi
Nureddin el-Zengi Hareketi
Ahrar el-Şam'ın Kürt kanadı (doğrulanmadı)
Ensar el-Din Cephesi
Ceyş'ül Sünne (tamamı mı, kısmen mi, kesinleşmedi)
Cemaat Fursan el-Sünne
Kataib el-Sahabe
Kataib Sukur el-İz (Marşurin)
Katibat el-Raşid
Katibat el-Şehid Muhammed el-Esfura (Helfeya)
Katibat Fursan el-Şam
Katibat Hüzeyfe bin el-Yaman
Katibat Kevafil el-Şüheda (Han Şeyhun)
Katibat Riyah el-Cenne
Katibat Taliban
Katibat Usud el-Harb
Katibat Usud el-Rahman
Liva Ahrar el-Cebel
Liva el-Abbas
Liva el-Hak
Liva el-Temkin (kısmen)
Mücahidin Aşide
Siriyet el-Aksa
Siriyet el-Hamza

[Bunların dışında, tek tek kaynaklarda şu örgüt veya grupların adları da saf değiştirenler arasında geçti - tabiî teyit etme şansım yok: Seraye el-Aksa Tugayı (Halep), Esed (Asaad) el-Hilafet, Liva el-İman'ın bir birliği (kırsal Doğu Hama), Muhammed el-Esfure, Hazeyfe bin el-Yaman (Daret İza, Halep), Usud Hamza]

Ahrar el-Şam tarafında kalanlar:

Ahrar el-Şam (kısmen)
Ceyş el-Mücahidin
Ceyş el-İslâm (İdlib)
Sukur el-Şam
Tecemmü Festakim Kama Umirt
Kataib Suvar el-Şam
Katibat el-Mutasım Billah
Katibat el-Nasır Selahaddin
Katibat el-Vela ve'l-Bera
Katibat Beyarik el-Cebel
Katibat Şüheda el-Cebel
Katibat Usud el-Sünne
Liva Ahrar el-Cenup
Liva el-Kerame
Liva Halid bin el-Velid
Liva Mikdad Bin Emra
Mücahidin İbn Teymiyye
Şam Cephesi (Batı Halep)
Liva Ömer

Önemli şahsiyetler

Cihatçıların ayrılma-birleşme dinamiğinde önemli bir fasıl da şahsiyetler. Kimisi etkinlik ve işlev bakımından önemli kimisi cihatçılar arasında itibar ve destek kazandıran çeşitli şahsiyetler de Ahrar'dan Tahrir'e doğru akıyorlar. En başta, yeni örgütün eski Ahrar lideri Haşim el-Şeyh başkanlığında kurulması zaten büyük sarsıntı. Bu yetmiyormuş gibi, Ahrar'ın eski başkomutanı Ebu Salih el-Tahhan da yeni örgütün lider kadrosunda. (Tahrir'in silahlı kuvvetinin başkomutanı o mu olacak, kesin bilmiyoruz, zira Suriye El-Kaidesi'ni var eden ve Nusra ŞFC olurken "yüzünü açan" itibarlı ve güçlü Ebu Muhammed el-Colani'nin başkomutan olacağı da söyleniyor.)

Ebu Salih el-Tahhan, Ahrar içerisinde Nusra'ya çok yakın isimlerdendi. Bu örgüt ile Ankara gayet sıkı fıkı ilişkiler içindeyken, el-Tahhan tweet'ler aracılığıyla şöyle sözler edebiliyordu: "Bize yakın olanları yabancıların yararı için satacağımızı düşünenler, kendi evimizden birilerinin zararına herhangi bir komşumuza ayrıcalık tanıyacağımızı hayal edenler aptaldır, ve ateşi harlamaya [Nusra ile Ahrar arasında kavgayı kızıştırmak -ük] çalışanlar daha da aptaldır... Savaş meydanında, Ahrar'lı kardeşi, Nusra'lı kardeşinin yarasını sarar, ve Nusra'lı kardeşi, Ahrar'lı şehidin ardından gözyaşı döker. Savaşın pekiştirdiği bu kardeşlik, Twitter'daki ahmaklar ve yanlışların üzerine atlamak için fırsat kollayanlar tarafından koparılamayacak kadar güçlüdür."

Ayrıca, Suriye cihatçıları üzerinde otorite sahibi altı din adamı yeni oluşumu desteklediklerini açıkladılar. Bunların arasında, terk edilen evlere elkonabileceğine dair fetva veren, Şiilerden "lanetli Rafızîler" diye sözeden Abdülrezzak el-Mehdi ve Suriye İçsavaşı'nın en medyatik cihatçı din adamı, Fetih Ordusu'nun müftüsü Abdullah Muhammed el-Muheysini de var. Şimdiye kadar ilkinin adının Ahrar, ikincisinin El-Kaide ile birlikte anılmış olması da bu ortak bildiriyi daha anlamlı kılıyor.

Yeni oluşuma Gazze'den de destek geldi: Ebu Hafs el-Makdisi komutasındaki Ceyş'ül Ümmet, Heyet Tahrir el-Şam'ı tebrik etti.

Çeşitli yerlerden boyuna birtakım isimler açıklanıyor, Tahrir'e katıldıkları söyleniyor. Bunları teyit etme şansım yok, yine de sıralayayım, belki birileri peşine düşer, işlerine yarar: Halil Ebu İsmail (Ahrar'ın üst düzey silah sorumlusu olduğu söyleniyor), Ebu Muhammed el-Numani (Ahrar'ın bağışlardan sorumlu merkezî biriminin başındaki adam olduğu ileri sürülüyor), Ebu İslâm (Ahrar'ın zırhlı tugay komutanlarından olduğu söyleniyor), El-Battar el-Cezrevî (şeriat hakimi olduğu söyleniyor).

Bunlara karşılık, "şunların şunların Tahrir'e geçtiği yalandır!" iddiaları da ortalıkta bol bol dolaşıyor. Tek tek iddiaların doğruluk payını bilemesek de, bütün bunlar bize ortamı anlatıyor. Manzaraya şunları eklemek gerek: Heyet Tahrir el-Şam'ın oluşumuyla birlikte, Nusra ile çeşitli örgütler arasında her tarafa yayılma eğilimi gösteren çatışmalar durulmuş gözüküyor. Ancak bu, Tahrir militanlarının Daret İza'da Şeriat mahkemesi binasını basmasını ve Ahrar'a ait bazı kontrol noktalarını ele geçirmesini engellemedi.

Fetih Ordusu ve Nureddin el-Zengi

Son gelişmeler, öncelikle, Mart 2015’te İdlip’in Suriye ordusundan alınması için ‘Fetih Ordusu’ adı altında Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan organizasyonuyla bir araya getirilen koalisyonun tamamen dağılması anlamına geliyor.

Dağılan sadece Fetih Ordusu koalisyonu değil; koca örgütler de çatırdıyor. Bunlar arasında Türkiye'yi en az Ahrar el-Şam kadar ilgilendireni, Nureddin el-Zengi Hareketi. Ankara'nın çok yakın ilişkide bulunduğu bu silahlı hareket, CIA tarafından da destekleniyordu. Fırat Kalkanı Harekâtı'yla birlikte hareketin içerisinde Türkiye'ye karşı hoşnutsuzluk başgösterdi. İdlib'ten Halep'e yardıma gelebilecek savaşçıların bunun yerine kuzeye kaydırılıp Türk Silahlı Kuvvetleri desteğinde, esas amacı Kürt kantonlarının birleşmesini önlemek olan bir askerî operasyona sürülmesi, bazı Zengi mensuplarının yüksek sesle yakınmalarına yolaçtı. "Türkiye'ye hizmet için mi savaşıyoruz!" itirazları yükseldi. Öyle görünüyor ki, bunlar kısa zamanda hareketin liderliğinin ve amaçlarının sorgulanmasına varmış. Çünkü sonunda, Nureddin el-Zengi Hareketi yeni oluşuma, HTŞ'ye katıldı, yollarını ayıranlar da gidip Feylak el-Şam’la birleştiklerini açıkladılar. Feylak el-Şam, TSK öncülüğündeki Fırat Kalkanı Harekâtı'na katılan gruplar arasında.

HTŞ saflarına geçen Nureddin el-Zengi militanlarının bugüne kadarki müttefiklerine karşı savaşmaları zor olmayacak. Çünkü böyle bir pratikleri oldu. Üstelik Halep savaşının en kritik dönemlerinden birinde. Suriye ordusu Doğu Halep'i kuşattığında, kuşatmayı kırmak için silahlı gruplar saldırıya hazırlanırken, Zengi ve yerel müttefikleri, ÖSO bileşenlerinden Tecemmü Festakim'e saldırıp depo ve cephaneliklerini soydular, örgütün liderini esir aldılar. Festakim lideri haftalarca ellerinde tutuklu kaldı.

Halep'in doğusunda silahlı gruplar egemenken oradan haber alabilenler, Zengi ile pek çok başka grubun arasının bozuk olduğunu ileri sürüyorlardı. Şimdi hareketin Ankara ile de arası açılacak gibi görünüyor.

(Arapça kelimelerin Türkçe yazılışlarında yanlışlar olabilir.)

26 Ocak 2017 Perşembe

İdlib - Silahlı muhalefet Ahrar'da birleşiyor

Sukur el-Şam, Ceyş el-Mücahidin, Tecemmü Festakim, Ceyş el-İslâm'ın İdlib örgütü ve Şam Cephesi'nin Batı Halep örgütü, Ahrar el-Şam'a katıldılar. Ahrar merkezi, bu örgütlerden herhangi birine yapılacak saldırının kendilerine savaş ilanı anlamına geleceğini duyurdu. Son iki günün büyük çatışmalarından önce, Suvvar el-Şam örgütü de Ahrar bünyesine katılmıştı. Bunlar, sözkonusu birleşmeyi sevinçle karşılayanlara göre yaklaşık on bin, daha tarafsız bakanlara göre yaklaşık beş bin silahlı militanın Ahrar'ın emrine girmesi demek. Her hâlükârda en az dört bin militandan sözediyoruz.


Ancak bu katılma ve birleşmelerde su götürür bir yan da var. Anlayabildiğim kadarıyla, örgüt liderliklerinin Ahrar'a katılma kararı alması, örgütün bütün elemanlarının buna uyması anlamına gelmeyebiliyor. ŞFC bazı yerlerde bu örgütlerin yerel birimlerinin kendilerine silahlarını teslim ettiğini falan iddia ediyor.

Bugünün dikkat çekici gelişmeleri arasında biri, dünkü bazılarıyla birlikte, Şam'ın Fethi Cephesi'nin (ŞFC) gerekirse halkla karşı karşıya gelmekten çekinmeyeceğini gösteriyor: İdlib'in 25 km kadar kuzeyindeki Helezan (El-Helzun ??) köyünde ŞFC kendilerine karşı gösteri yapan sivillere ateş açtı. Bir kişi öldü, yaralılar var. Maaret el-Numan'da geçen yıldan beri yerel ahaliyle ŞFC'ciler (o zaman el-Nusra'ydı) arasında kavga gürültüler oldu. İki-üç gündür bazı köylerde halk ŞFC askerî konvoylarının geçişini engellemek için yollara çıktı.

ABD (uluslararası koalisyon), ŞFC'yi vurmayı sürdürüyor. Bugün bir önemli şahsiyetleri daha Türkiye sınırındaki Atme'de havadan vurulup öldürüldü.

25 Ocak 2017 Çarşamba

İdlib'te cihatçılar savaşı - gelişmeler

Rusya ve Suriye ordusunun yeni hedefi olan İdlib ve Batı Halep'i (şehir değil vilayet) kapsayan bölgede tam teşkilatlı bir yeni çatışma ekseni doğdu. Cihatçı örgütler birbirleriyle çatışmaya başladı. Nedenini nasılını, 'kim kiminle savaşıyor' dökümünü aşağıya bırakarak, önce İdlib neresidir, haritaya bakıp anlayalım. İdlib vilayeti, haritadaki koyu yeşil bölge. Sağdaki açık yeşil bölge Halep vilayetinin parçası. Açıklı koyulu yeşil bölgeler birarada, cihatçıların denetimindeki bölge. Türkiye çok tehlikeli şekilde sınırdaş, gördüğünüz üzre. Bu bölgede, El-Kaide'nin Suriye koluyken güya örgüt merkezinden kopan Şam'ın Fethi Cephesi'nin (ŞFC) ağırlığı, hakimiyeti var. Öbür cihatçı grupların da tamamen denetim sağlayabildiği yöreler yok değil.

İdlib'teki "iç"-savaş, bu vilayetin zaptedilebilmesi için kurulan Fetih Ordusu'nun dağılması anlamına geliyor. Ankara'nın Fetih Ordusu'nda çok emeği vardı.

[ GÜNCELLEME / 25 OCAK / 17:20 / (1) ŞFC, Ceyş el-Mücahidin örgütünü tamamen dağıttı. Örgütün Sarmada'daki ana karargâhı ile Anadan ve Etarib'deki (Halep vilayetinin batısı) silah-cephane depoları, ŞFC'nin eline geçti, Mücahidin savaşçıları dağıldı, pek çoğu kaçmak zorunda kaldı. Ahrar el-Şam'a katıldıkları söyleniyor. (2) ŞFC, Lazkiye kırsalında da ÖSO'yu oluşturan örgütlerden Özgür Mücahitler Ordusu'nu süpürdü. (3) ÖSO, İdlib şehrinde, merkez cezaevi çevresinde ŞFC'yi püskürttüğünü, birçok ŞFC savaşçısını öldürdüğünü ileri sürdü. Bu ÖSO'nun hangi parçasıdır, henüz anlayamadık. (4) Maaret el-Numan'da da, devlet hastanesi çevresinde ŞFC ile Sukur el-Şam çatışıyor. (5) Sukur el-Şam, bütün silahlı muhalif örgütleri ŞFC'ye karşı birleşmeye çağırdı; ŞFC de Şura Konseyi'nden, Sukur el-Şam'ın ortadan kaldırılması yönünde fetva çıkarttı. (6) İdlib'teki "Suriye İslâmî Konseyi", ŞFC'yi "terörist" ilan etti ve Suriyelilerin bu örgüte karşı savaşması çağrısı yaptı. ]


Şimdi son iki günde olup bitenlerden ufak bir seçme yapalım.

• Şam'ın Fethi Cephesi ile Nureddin Zengi Hareketi (Türkiye'nin en yakın müttefiklerindendi, ama galiba bu ilişki bozulmak üzere) kuvvetlerinin Ceyş el-Mücahidin ve Şam Cephesi’nin İdlib şehrindeki karargâh binalarının çoğunu ele geçirdiği bildirildi, ama doğrulanmadı.

• ŞFC'nin aynı bölgede (Enedan, Heritan, Heyvan) ÖSO’nun karargâh ve büro olarak kullandığını binaları sardığı ileri sürüldü.

• ŞFC'nin saldırısına uğrayan Ceyş el-Mücahidin, asla tüfek çatmayacaklarını ve “Nusra Cephesi’ne karşı” ölene kadar savaşacaklarını ilan etti. ŞFC’yi eski adıyla anmaları dikkat çekti. Ancak ŞFC bu örgütü tamamen dağıttı (bkz. yukarıdaki GÜNCELLEME).

• 24 Ocak’ta öğleden sonra Ahrar el-Şam'ın, cihatçılar arası savaşa son verilmesi çağrısı yaptığı ileri sürüldü. Ancak Ahrar bir yandan ŞFC'ye "ya Cünd el-Aksa'ya sahip ol, ya da bu 'çete'nin üzerinden korumanı çek" çağrısı yapıyor, öbür yandan birçok yerde ŞFC ve Cünd el-Aksa ile çarpışıyor; dolayısıyla bu iyi niyetli "yapmayın, kardeşiz" çağrısı haberden çok temenni olmalı. Nitekim Serakib’de bütün muhalif silahlı gruplar Ahrar el-Şam komutasında ŞFC’ye karşı birleşti. [ EK / 25 OCAK / Ahrar merkezi, bir sesli mesajla ŞFC'ye karşı genel seferberlik çağrısı yaptı. Buna karşılık, ŞFC, altı savaşçısının öldürülmesi dolayısıyla yayımladığı ve birçok cihatçı ve muhalif grubu suçladığı bildiride, Ahrar'ı doğrudan hedef almadı. ]

• Şu da yumuşama adımı sayılabilir: ŞFC, 24 Ocak’ta Kefranbel’de esir aldığı bazı Ahrar militanlarını serbest bıraktı. İki tarafta da esir alma çok. Muhtemelen, "hepimiz cihatçıyız, birbirimizi öldürmeyelim" kaygısı henüz tamamen silinmiş değil.

• 24-25 Ocak Geceyarısı ŞFC Halep’in kuzeybatısında, aktarım kulelerini tahrip ederek interneti kesti. ŞFC daha önce de (dün), Ceyş el-Mücahidin’e karşı anî saldırıya geçerken interneti kesmişti.

• Denetimindeki bölgelerde ŞFC'nin bir türü sıkıyönetime geçtiği anlaşılıyor. "Medya aktivisti" muhalif Baha el-Halebi, İdlib’te evi basılarak, amcası Ekrem el-Halebi ile birlikte götürüldü. Götüren silahlılar kimin adamı, belli değil. ŞFC olması en büyük ihtimal, deniyor.

• Kimi haberlere göre, ŞFC bir günlük şiddetli çarpışmalardan sonra Türkiye sınırına 10 km mesafedeki El-Halzum’u aldı. Kimilerine göreyse burası dahil birçok yerden püskürtüldü.

• Türkiye sınırına 6 km mesafedeki Selkin’de ŞFC ile Feylak el-Şam çatışıyor.

• Halep ile İdlib’e yaklaşık 30’ar km uzaklıktaki Babeka'da ve yakınındaki El-Etarib’de ŞFC karşıtı silahlı gruplar kontrol noktaları kurdu, herhangi bir askerî konvoyun geçişine izin vermeyeceklerini duyurdular.

• El-Darer’de de köyün yaşlıları ve siviller ŞFC askerî konvoyunun geçişini engelledi.

• El-Etarib’de ÖSO bayraklarıyla ŞFC karşıtı gösteri yapıldı.

• Daha önce el-Nusra’ya karşı gösterilerin yapıldığı, Nusra’cıların meydanda başka muhaliflerle dövüştüğü Maaret el-Numan civarında birçok yerde çarpışmalar sürüyor. Burada esas olarak Ahrar’cılar ve Sukur el-Şam’cılar, ŞFC ve Cünd el-Aksa’ya karşı savaşıyor. Maaret el-Numan içinde de (hastane civarında) ŞFC ile Sukur el-Şam’cılar çatışıyor.

• Yeni başlayan bu savaşın mahiyetini anlamak bakımından simgesel bir olay şu: ŞFC, kuşatma altında tuttuğu Alevi köyleri Fua ve Kefaya etrafındaki kuvvetlerinin çoğunu oradan çekti, öbür mücahitlerle çatıştığı cephelere yolladı.

Sanırım artık kimin kiminle savaştığını dökmenin zamanıdır.


Cünd el-Aksa, zaten Ahrar'la çatışmak dahil epeyce iş karıştırdıktan sonra ŞFC'ye âdetâ sığındı. ŞFC şemsiyesi altına girdikten sonra da ona buna sataşmaya devam etti. Onun artık dönüşü yok. Zaten iki yıl kadar önce birtakım militanlarının kaçıp DAİŞ'e katılması yüzünden öbür cihatçıların hep güvenilmez gözüyle baktıkları bir örgüt. Son olarak ŞFC, "onları içimizden attık" açıklaması yaptı, bu da ayrı muamma. Büyük ihtimalle "örgütsel varlıkları sona erdi" denmek isteniyor. Kesin konuşulamaz.

Şam’ın Fethi Cephesi için bu bir iç çatışma değil. Örgüt bildiri yayımladı, muhalefetin öbür silahlı gruplarını "Astana görüşmelerini fırsat bilip Esad'la anlaşmaya" çalışmakla suçladı. "Amacınız bizi dışlamak," dedi. Hem ABD hem Rusya'nın doğrudan ve açık hedefi, ŞFC. Bir süredir ABD silahlı insansız hava araçları ŞFC liderlerini yolda, sığınakta, nerede bulursa vuruyor.

Suriye'de son zamanların en çarpıcı gelişmelerinden birini tam burada söyleyeyim: Rus Su-24’leriyle NATO F-4’leri Suriye üzerinde ortak hava harekâtı yapıyor.

Bunun yanında, İstanbul'daki İstanbul’daki Suriye İslâmî Konseyi'nin ŞFC’yi "Haricî" ilan etmesi ve bütün Suriyelileri "bu aşırılıkçılara" karşı savaşmaya çağırması o kadar önemli sayılmayabilir. Yine de, Suriye El-Kaide'sinin dört koldan saldırı altında olduğunu gösterir bir işaret yerine geçer. ŞFC’cilere, “o örgütten bir an önce ayrılın” çağrısı yapan din adamları da var.

Örgüt amblemleri arasında biri silik, adı da silik, fark etmişsinizdir. Zira Nureddin el-Zengi Hareketi'nin net bir savaş ilanına, taraf belirtme duyurusuna vs. rastlamadım (Arapça kaynaklarda olabilir). Ancak birçok kaynak, bu hareketin cihatçılar arası savaşta El-Kaide tarafında yeraldığını, birtakım yerlerde çarpışmalara katıldığını ileri sürüyor. Nureddin el-Zengi'nin vaziyeti Ankara açısından özellikle ilginç olacak. Çünkü bu örgüt Ankara'nın gözdeleri arasındaydı. (Fırat Kalkanı'na Halep'ten savaşçı kaydırılması ve Halep'in "satılması" safhalarında sanırım araya soğukluk girdi. Bazı Nureddin el-Zengi elemanlarının, "Türkiye'nin askeri miyiz, ne oluyor!" itirazlarını görmüştüm.)

El-Kaide tarafında bir de Liva el-Hak'tan sözediliyor, bilgi bulamadım.

Öbür tarafın en büyük askerî gücü Ahrar el-Şam, aynı zamanda en geniş örgüte ve etkiye sahip örgüt. Onun yanında yeralanlara amblemler listesinden bakabilirsiniz.

Cihatçılar içsavaşının mahiyetine dair bize en iyi fikir verecek olgu, ŞFC'nin Astana ile bağlantılı -şüphesiz doğru- ithamının yanısıra, bir Ahrar yetkilisinin söylediği söz. Bu şahıs, şu anda olanları, 2014’te silahlı muhalif örgütlerin DAİŞ’e karşı ayaklanmasına benzetti.

Şimdilik bunları derleyebildim. (Arapça isimlerin Türkçe yazılışlarında yanlışlar olabilir.)

8 Aralık 2016 Perşembe

Yeni bir olgu: "Suriye Ulusal Direnişi"

Adı ilk defa karşımıza çıkan veya varlığı ilk defa bu adla karşımıza çıkan bir kuvvet, El-Bab’a doğru ilerleme harekâtında Suriye ordusu ile birlikte savaşıyor. “Suriye Ulusal Direnişi”, Suriye’nin bütünlüğünü savunan çeşitli “yurtsever” gruplardan bir koalisyon diye tarif ediliyor. Kritik bir ayrıntı, bu birlikte, Halep kuzeyi ve doğusundan Arap ve Kürt savaşçıların birarada bulunması.

Üç ay önce oluşturulduğu söylenen ve El-Bab harekâtı ile ilk “resmî” savaşına katılan “Ulusal Direniş” hakkında şimdiye kadar herhangi bir tanıtıcı haber çıkmamıştı. Örgütün kendini “Suriyeli” olarak tanımlayan “yurtsever güçler” arasında ayrılık-gayrılığı gidermeyi amaçladığı yollu tarifler yapılıyor.

YPG ile ilişkileri var mı?

Suriye bayrağı altında savaşan sözkonusu kuvvetin oluşturulmasında YPG ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) payı, Ulusal Direniş’in gücüne SDG’nin katkısı var mı? “Ulusal Direniş Güçleri” formülü, El-Bab harekâtında Suriye ordusu ile SDG’nin birlikte hareket edebilmesi için mi meydana getirildi?

7 Aralık 2016 Çarşamba

Halep'te gayriresmî "savaş bitti" ilânı

Silahlı muhalif grupların ve cihatçı örgütlerin elindeki Doğu Halep'i ikiye bölen Suriye ordusu, kuzeyde kalan parçayı da ele geçirdi ve muhalifler artık iki hafta kadar önce sahip oldukları arazinin yaklaşık yüzde otuzuna sıkıştılar. Rusya ve Suriye uçaklarının "bitirmecesine" bombardımanı ve buna eşlik eden ordu ve milis harekâtı, silahlı örgütlerin soluğunu kesmiş görünüyor. Halep'te gidişatın, tersine çevrilmesi şöyle dursun, yavaşlatılması bile artık imkânsız.

Nitekim, silahlı grupların “Halep Şehri Liderlik Konseyi” imzasıyla yayımladığı çağrı, bu kadim şehir için yürütülen hayatî savaşın sonuna gelindiğinin yazılı belgesi gibi.

14 Ekim 2016 Cuma

İD bu defa da Azez'de "beliriverdi"

"İslâm Devleti" örgütü (DAİŞ-IŞİD), Türk Silahlı Kuvvetleri desteğindeki Suriyeli silahlı grupların denetiminde bulunan Azez'de bombalı araç saldırısı yaptı; ölü sayısını kimi haberler on beş, kimileri otuz gösteriyor, "düzinelerce" de yaralı var. Saldırı mahalli, "Azez'in kuzeyindeki Nedim benzin istasyonu yakınları" diye tarif ediliyor. Yani Türkiye toprakları ile Azez arasında bir yerde. Burada ÖSO'cuların kontrol noktası varmış. DHA'nın haberine göre, saldırı ABD askerlerinin aracı geçerken yapılmış ve ölenler arasında ABD askerleri de var.

Yine aynı meşum soruyla karşı karşıyayız. Daha önce İD'in Atme'de gerçekleştirdiği iki saldırıda da bu soru ortada bütün haşmetiyle duruyordu ve cevapsız kalmıştı. Saldırıyı yapan İD militanları gayet sıkı denetim altındaki topraklardan geçerek buralara nasıl geliyorlar? Yoksa zaten bir şekilde oradalar mı? Lütfen bakınız: Atme'de ikinci saldırı - İD neden bu kadar becerikli? (Burada ilgili başka yazılarıma da linkler var.)


Öncüpınar-Bab el-Selam sınır kapısının Azez'e uzaklığı 4-5 km. İD'in elindeki en yakın toprak parçasının Azez'e uzaklığı yaklaşık 13 km. Bir tarafta Türk ordusunun denetimindeki sınır kapısı, hemen yanda Kürtlerin Efrin kantonu ve tetikteki YPG. Saldırının yapıldığı yerde zaten TSK destekli ÖSO'cular kol geziyor. Israrla soruyoruz: Nasıl oluyor da oluyor? Kimse cevap vermiyor, oralı olmuyor, bu da akla gelen pis ihtimalleri güçlendiriyor.

Bu patlamalar, katliamlar, sınırın ötesinde olsa da artık Türkiye'deki hayatın parçaları. Bu saldırıdan sonra da yaralılar Kilis Devlet Hastanesi’ne getirildi, meselâ. DHA'nın Kilis kaynaklı haberinde, "Sınır hattındaki güvenlik önlemleri artırıldı," deniyor. Niye acaba? Ve: şimdi artırıldı ise patlama öncesinde nasılmış?

Suriye'deki harekâta ilişkin gelişmelerin "aldık, ezdik, geçtik, bitirdik" tantanalarıyla aktarılmasının ne kadar yanlış ve ayıp olduğu bininci defa ortaya çıktı. İD'in birtakım topraklardan çekilip buraları TSK+ÖSO'culara bırakması, oraların alındığı, "temizlendiği", bir daha kimsenin oralara bulaşmayacağı anlamına gelmiyor. İD'çiler mütemadiyen biryerlerden çıkıp bu tarz katliamlar yapabiliyorlar. Belli ki bunlara önceden hazırlanmışlar, "Fırat Kalkanı" bunları önlemek üzere geliştirilmiş etkili tedbirler içeriyor mu, görülüyor ki pek şüpheli.

6 Ekim 2016 Perşembe

Atme'de ikinci saldırı - İD neden bu kadar becerikli?

Türkiye sınırında, Türk Silahlı Kuvvetleri, Suriye Kürtlerinin en batıdaki kantonu Efrin'in silahlı gücü YPG ve cihatçı ağırlıklı silahlı grupların ortayerinde bulunan Atme mülteci kampında "İslâm Devleti" örgütü (DAİŞ-IŞİD) yeni bir bombalı saldırı gerçekleştirmeyi başardı, kimi haberlere göre 29, kimilerine göre 40 kadar insan öldürdü.

Ölenlerin çoğu başka cihatçı gruplardan savaşçılar. Üstelik aralarında önemli isimler var. Fırat Kalkanı Harekâtı'na kadar Ankara'nın gözdelerinden olan Nureddin el-Zengi örgütünün şeriat mahkemesi hakimlerinden, Yüksek Fıkıh Konseyi üyesi Halid el-Seyid ve yardımcısı Muhammed el-Ferc bunlar arasında. Ahrar el-Şam örgütü komutanlarından Hişam Halife de öyle.

İD Atme'de daha önce de bir bombalı saldırı yapmış, -tam öğrenilemedi ama- on beş kadar insan öldürmüş, yirmi kişiyi yaralamıştı. Bu saldırıda örgüt, başka örgütlerin cihatçı militanlarını taşıyan otobüsü uçurmuştu. Bu saldırıda pek çok tuhaflık vardı; saldırının yapılabilmiş olması bile büyük tuhaflıktı. Bu blogta iki yazı ("Türkiye sınırında patlama - otobüste katliam" ve "Sınırda havaya uçurulan otobüs ve bazı gerçekler") ile, bir de Duvar'a yazdığım "Nerede, nasıl havaya uçtu bu otobüs?" başlıklı yazıyla sözkonusu tuhaflıkları gözönüne sermeye çalışmıştım. Şimdi İD aynı yerde ikinci bir saldırı daha yaptı. Katliam demek daha doğru aslında.

Yaptığım haritaya bakın: İD'in bu kadar hassas, her biri her an tetikteki bu kadar çok silahlı kuvvetin bulunduğu yerde bu işleri nasıl yapabildiğini anlamak zor. Atme'ye en yakın İD toprağı 40 kilometre kadar uzaklıkta.


Acaba birtakım İD elemanları kendilerini öbür cihatçı grupların içerisinde rahatlıkla gizleyebiliyor, sonra, zamanı gelince kolayca eyleme geçebiliyorlar mı? Ellerini kollarını sallaya sallaya buraya gelip bombalı eylemler yapmaları hiç akla yakın gözükmüyor? Bu kadar kritik yerde nasıl bu kadar kolay hareket edebiliyorlar?

[ EK / Bu olayda MİT'ten üç görevlinin de hayatını kaybettiğine dair iddia için bkz. Ahmet Takan, "Atme'de şehit düşen üç MİT mensubu" ]