Kabataş meselesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kabataş meselesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2015 Salı

Kabataş, mavra değil yargı konusudur

Kabataş yalanıyla ilgili ifşaat ve kapışmalar bizi ne yazık ki yine yanlış bir zemine sürükledi. Memleketteki hakiki vazifesini henüz tam anlayamadığımız, köşeyazarı suretindeki bir şahsın, "canım, buna da gerek yoktu" havasındaki ifşaatı ile, Kabataş icracılarından birince bu adamın "tetikçi", patronunun "şuursuz" diye nitelenmesi, AKP karşıtı cephede neşeli tezahüratla karşılandı.

"Ne güzel birbirlerine girdiler!" sevinci şuursuz bir sevinçtir. Bundan iyi hiçbir sonuç çıkmaz. Mesele, o yalanın o zamanlama ile ortaya atılması sonucu oluşmuş tahribatı giderebilmek. Akıldışı ayrıntılarını bir yana bırakıp "başörtülü bacıma saldırıldı" kısmına inanmış insanlara yalanın yalanlığını anlatabilmek gerek. Bu bir.

İkincisi, bu mesele, "aa, bak, yalanları çıktı!" muhabbetiyle geçiştirilebilecek bir mevzu değil.

5 Mart 2015 Perşembe

Kaba sensin, taş da sana düşsün

Hükümet propaganda aygıtının -yanılmıyorsam- on üç yazarı, yaratıcılık gösterip kişisel versiyon geliştiren birinin ürettiği nüans dışında, köşeyazısına aynı başlığı attı: "Diliniz kaba, vicdanınız taş". Bu, Türkiye'deki temel meselenin siyasî değil ahlâkî olduğunun yeni bir kanıtı yerine geçiyor. Zira kabalıkta ve vicdansızlıkta sınır tanımayan bir propaganda aygıtının utanmaz temsilcileri, hem çıplak hem çok tehlikeli bir yalanın yalanlığını gizleyebilmek uğruna yeni numaralar sergiliyor, yeni düzenbazlıklar yapıyorlar.

Bakın, şurada Kabataş yalanı konusunda yazdığım yazıların linkleri yeralıyor; tıklayın, bir göz atın. Kabataş yalanı, yalan mıydı değil miydi denecek bir hadise değil. Üstelik, korkunç bir kışkırtıcılık örneği. Bu yalan, linç girişimlerine sebep olabilirdi. Sırf söylenmesiyle bile yarattığı duygusal gerilim, toplumsal ortamı zehirlemeye yetti.

11 Haziran 2014 Çarşamba

1. yılında "Kabataş meselesi"

Kabataş'taki muhayyel saldırı meselesiyle ilgili yazıların linkleri toplu halde. Ne olduğunu ne olmadığını, daha doğrusu ne olmadığını fakat buna rağmen kimlerin ne hallere girdiğini açıklıkla ortaya koyabildiğimi sanıyorum. Büyük sahtekârlık ve riyakârlık hadisesi. Bu blog'taki Kabataş yazılarını okuyanlar için yeni bir şey yok. "Elim hadise"nin birinci yılı münasebetiyle, linkler birarada.

Kabataş meselesi - Yangında ilk okunacak
Kabataş meselesi/2 - Sis, pus, hamaset arasından
Kabataş meselesi/3 - Serbest uçuş halleri
Kabataş meselesi/4 - Hilal Kaplan herkesi suçluyor

18 Şubat 2014 Salı

Kabataş meselesi/4 - Hilal Kaplan herkesi suçluyor

Hilal Kaplan, YeniŞafak'ta 16 Şubat'ta yayımlanan yazısında ("Kabataş, taciz, insaf"), başörtüsü yüzünden karşılaştığı kaba davranışları, terbiyesizlikleri, saldırıları özetledi, 2011 Ağustos'unda, şort giydiği için otobüste saldırıya uğradığını iddia eden voleybolcu kız olayında koparılan gürültüyü, buna karşılık sonunda kızın haksızlığının anlaşıldığını hatırlattı, buna rağmen ilk anda kızdan yana çıkılması doğruydu, dedi, Kabataş hadisesinde çifte standartlı davranıldığını ileri sürdü. Sonra hedefi belirsiz sözlerle çamuru ortalığa atıp olabildiğince fazla kişiye bulaştırma hilesine başvurdu:
...Olayın medyaya yansıdığı ilk günden itibaren Z.D.'nin beyanını esas almak şöyle dursun, içlerinde kadın hakları savunucusu olduğunu iddia eden kişiler de dahil 'göster bakalım kamera kaydını' pornografik talimatını vermekten öte hiçbir şey yapmadı.
Bu düşük cümleden Kaplan'ın kimi suçladığını anlayamıyoruz. Zaten o da bunu amaçlıyor belli ki: YeniŞafak okuru, dindar olmayan hiç kimsenin ve özellikle "Gezi'cilerin" menfur bir saldırıya hiç tepki göstermediğini düşünsün.

17 Şubat 2014 Pazartesi

Kabataş meselesi/3 - Serbest uçuş halleri

Muhtemelen ve inşallah son olarak, Kabataş mevzuunda 16 Şubat akşamı itibarıyla ortaya dökülenleri toparlayacağım ve olgusal düzeyde önemli birşeyler ortaya çıkmazsa, bu sinir bozucu idraksizlik, vicdansızlık halleriyle uğraşmaya nokta koyacağım. (Sadece Hilal Kaplan'ın bir yazısını ayrıca konu edeceğim.) Samimiyetsizlikle uğraşmak hakikaten çok yıpratıcı.

Önce meseleyi "bir kadının 'saldırıya uğradım' demesine mi inanmıyorsunuz?" hilesinden kurtarıp, başından beri uğraştığım ilk ifade muammasına açıklama getirmeye çalışan Fehmi Koru ile başlamalıyım. Koru ("Çabalama Kaptan", Star), her şeyden önce bu noktanın aydınlatılması gereğine -tıpkı benim gibi- inanıyor olmalı ki, cesurca bir tez attı ortaya:
Gezi Parkı olayları sırasında tartışma gündemimize girmiş Kabataş’ta saldırıya uğrayan bebekli genç kadınla ilgili haber —nasıl olduysa ancak şimdi çıkan— görüntülerle doğrulanmadı. Aylar sonra ortaya çıkan kamera görüntülerinde genç kadın ve bebek arabası var, etrafında kalabalık da var, ama anlatıldığı türden bir ‘fiili saldırı’ emaresi görünmüyor...
Hepsi bu kadar mı görüntülerin; bilmiyoruz. Hemen bütün gazeteler, dün, ‘yalan’ sözcüklü manşetlerle çıktı. Anlatıma inanıp konuyu sütunlarında işlemiş yazarlar ve yorumcuların üzerine gidiliyor; "Aldanmışım" yollu özürler kabul edilmiyor... Özellikle yoğunlaştıkları birkaç ismin ‘daha ne yapabilirim’ çaresizliğinin keyfini çıkaran çıkarana...
Olayı işitmesine rağmen üzerinde kalem oynatmamış biri olarak duruma müdahale etmem gerekiyor.
Eğer Kabataş’ta yaşanmış yakışıksız bir ‘sözlü’ müdahaleyi toplumu meşgul edecek çapta bir saldırı biçimine sokma söz konusuysa gerçekten, bunun sebebini, anlatanın birkaç ay önce doğum yapmasıyla açıklamak mümkün... Psikolojide bunun bir adı da var; ‘post-partum depresyon’ deniyor... Bayağı yaygın örnekleri bulunan ve etkisi altına aldığı genç kadınlarda beklenmeyen ârazlara yol açan bir rahatsızlık bu. Bir tür travma.

16 Şubat 2014 Pazar

Kabataş meselesi/2 - Sis, pus, hamaset arasından...

Kabataş olayını araştırmayı sürdürüyorum. Ne yazık ki elimdeki araçlar sınırlı. İzlenimler oluşturabilir, belki bazı yargılara varabilirim. Esas olarak, alınan tavırlarla ve tavır alanların cibiliyetiyle ilgili değilim, olguların, hakikatin peşindeyim. Ve, neden bilmem, giderek, Zehra Develioğlu'nun ilk ifadesindeki "polis kokusu" burnuma daha keskin gelmeye başladı.

15 Şubat 2014 Cumartesi

Kabataş meselesi - Yangında ilk okunacak

"Kabataş'taki saldırı" hadisesine dair tavır belirleme zorunluluğundan kimse kendini muaf tutamaz; benden söylemesi. Görüntüler ortaya çıktığından beri, en ufak söz edene kulak kabartıyorum, tavırlara bakıyorum, hissetmeye-anlamaya çabalıyorum. Hem şimdilik kaydıyla varabildiğim sonuçları özetleyeceğim; belki birilerine yardımı dokunur; hem de belge olsun, kayda geçsin bâbından bir yazı koyuyorum buraya. Bu mevzuda laf edecekseniz lütfen okuyun, buradaki bilgilerden haberdar olun.