Lâkin, güldürmeli eğlendirmeli, eleştiriye tahammüllü kabuk, aslında incecik bir zardan ibaretti. İçinde koyu, acı, zehirli bir çekirdek vardı. Yirmi beş yaşında üç genci idam ettirmek için çırpınan bir insan, kötü bir insandır. Ufacık çocukların, hamile kadınların palalarla, satırlarla doğrandığı bir günün akşamında, "Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz" diyebilen bir insanın kabullenemeyeceği ve katılmayacağı kötülük yoktur. Kuşatılmış bir mahallede, devletin kesilmeye bıraktığı insanlar canlarını korumaya çalışırken, "Çorum'u bırakın, Fatsa'ya bakın," diyen bir siyasetçi, ülkesindeki halkın bir kısmının yaşamayı, öbür kısmının ölmeyi hak ettiğine karar vermiş, berbat bir insandır.
Dindar dostlarımız, Demirel'in hesabının da ahirete bırakılması gerektiğini hatırlatıyor, bizleri ölenin arkasından kötü konuşmama kuralına riayete çağırıyor. ("Paralel yapı falan yok, ne saçmalıyorsunuz" cinsinden bir laf ettiği için onu bağırlarına basarak bir oportünizm şahikası daha yaratanları ciddiye almıyoruz haliyle.) Kötülerin hesabı bu dünyada da görülmedikçe, ahirete bırakıldıkça, dünyada kötülüğün yayıldığını, devlet suçlarındaki "cezasızlık ilkesi" gibi bir musibetin hayata egemen olduğunu görüyor ve buna razı gelmiyorum. Demirel ölmeden, suçları suratına karşı haykırılabilmeli, sırf Kahramanmaraş katliamı karşısında takındığı kalpsizce, insafsızca, yüzsüzce tavır yüzünden, bir daha kimsenin kendisinden iyilikle bahsetmemesi cezasına çarptırılmalıydı. Sırf bu ülkeyi yönettiği dönemlerde gözaltında kaybedilen Kürtlerin her biri için, beddualarla uğurlanma cezasına çarptırılmalıydı.
Üç günlük yas, devletin yasıdır. Bir kere din istismarıyla çoğunluk oyunu aldın mı, gerikalan ahaliye her istediğini yapabilirsin'cilerin yasıdır. Yasta falan değilim. Ölene Cumartesi Anneleri'nin yanından bakıyorum ve kalpsiz, küstah bir adam görüyorum. Üzüldüğüm, hesabı göremeden gitmiş oluşu. bu hesap ileride de görülemeyecek, çünkü onu pek kimse hatırlamayacak.